Yeni Parti'den Yargı ve Siyaset Kıskacına Sert Tepki: Gökhan Günaydın'dan Çarpıcı Açıklamalar
Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın,
Koza TV'de yayınlanan "Günün Sonunda" programında Gülşah İnce Demir ve Ersin Eroğlu'nun sorularını yanıtladı. Gündemin sıcak başlıkları olan CHP'deki 49 ismin ihraç istemi, Ekrem İmamoğlu'nun Silivri'de devam eden davası, muhalif belediye başkanlarına yönelik yargı kıskacı ve partisinin erken seçim hazırlıkları hakkında detaylı değerlendirmelerde bulunan Günaydın, iktidarın siyaseti yargı eliyle dizayn etme çabalarına çok sert tepki gösterdi.
"ORTADA DAVA YOK, MİZANSEN VAR"
Ekrem İmamoğlu'nun Silivri'deki "Ahmak Davası" sürecinde yaşanan ihlallere değinen Günaydın, İmamoğlu'na 4 bin sayfalık iddianameye karşı yeterli savunma süresinin verilmediğini ve mikrofon kapatılarak savunma hakkının gasp edildiğini belirtti. "40 yıllık hukukçu Fikret İlkiz'in dediği gibi burada dava yok. Üç sözcükle ifade edilebilen bir mizansen ortaya çıkıyor." diyen Günaydın, silahların eşitliği ve adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiğinin altını çizdi. İktidara yakın basının tutumunu da eleştiren Günaydın, sürecin tamamen siyasi bir operasyon olduğunu vurguladı.
"O HALKIN İRADESİNİ ÇALMIŞ OLMUYOR MUSUN?"
İktidarın muhalif belediye başkanlarına yönelik baskı ve partisizleştirme politikalarına da sert çıkan Günaydın, AKP'nin yerel seçimlerin ardından 79 belediye başkanını kendi safına çektiğini hatırlattı. Gözdağı, şantaj ve yargı tehdidiyle yapılan siyasi transferleri eleştiren Günaydın, "Vatandaşın sana oy vermediği, senin tezlerini savunan adayların kaybettiği yerlerde cebren, hileyle, zorla belediye başkanını kendine geçirdiğin zaman o halkın iradesini çalmış olmuyor musun? Yapılan açık ahlaksızlıktır." ifadelerini kullandı. Direnen ve onurlu duruş sergileyen Fatma Kaplan Hürriyet ve Sinem Dedetaş gibi isimlerin ise sabaha karşı evlerinden gözaltına alındığına dikkat çekti.
"BİZ BÖYLE TOHUMUZ, TOPRAĞA GÖMERSİN BAŞKA FİLİZLERİ GÖRÜRSÜN"
Meclisin açılmasıyla birlikte muhalefete yönelik olası fezleke tehlikeleri hakkında da konuşan Günaydın, siyasetin fezlekelerle dizayn edilemeyeceğini belirtti. İktidarın toplumdan rıza kazanamadığı için baskı mekanizmalarına başvurduğunu söyleyen Günaydın, korkmadıklarını dile getirdi. Günaydın sözlerini, "Her gün fezleke gönder, karma komisyona yolla, genel kurula indir... Canın ne isterse yap. Biz kendi güvenliğimizi değil toplumun güvenliğini tercih ediyoruz. Biz böyle tohumuz, toprağa gömersin ama o topraktan çok daha başka filizleri görürsün. Bu kadrolar bizi tüketemezler." diyerek noktaladı.
💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;
Gülşah İnce Demir: Çok önemli bir isim. Canlı yayın konuğumuz Gökhan Günaydın. Yeni Parti Grup Başkan Vekili bizlerle birlikte. Hoş geldiniz sayın Günaydın.
Gökhan Günaydın: Hoş bulduk. Çok teşekkür ederim Gülşah Hanım. Hem size hem Ersin Bey'e. İzleyenlere selam saygı. Sizlere de iyi yayınlar diliyorum.
Gülşah İnce Demir: Çok teşekkür ederim. Çok sağ olun. Şimdi görüntülerde görüyorsunuz. Elbette bir Silivri gündemi var. Yine şu dakikalarda duruşmalar devam ediyor. Artık gece yarılarını bulan duruşmalar var. Dünden kalan bugün devam eden başlıkları konuşacağız elbette ama önce yine bir son dakika gelişmesi olarak sizlerle paylaştık. Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulunda aralarında eski CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke'nin de olduğu çok önemli isimler de var. O isimleri sizlerle de paylaşmıştık. Aylin Nazlıaka, İlhan Cihaner, Bahadır Erdem, Barış Yarkadaş, Emine Uçak Erdoğan, Güldem Atabay, Kerim Rota, Gül Çiftçi, Selin Sayek Böke, Serkan Özcan, Sevgi Kılıç, Yalçın Karatepe, Yankı Bağcıoğlu, Baran Seyhan, Tolga Sağ, Mahir Yüksel. Bu şekilde 49 ismin yer aldığı bir liste var. İhraç istemiyle yüksek disiplin kuruluna sevk edildiler. Mutlak butlan yönetimi tarafından. O nedenle ilk sorum sayın Günaydın bu olacak. Bu ihraç isteminin gerekçesi nedir? Biz tam olarak anlayamadık. Elbette daha önceki taleplerde olduğu gibi yine aynı manzara var karşımızda. Çünkü Yargıtay'da bir temyiz aşaması var. Yargıtay bir karar verecek. O karar beklenmeden böyle kararlar alınması bir de bu kararların alınmasına dair bir yetki var mı yok mu? O da ayrıca tartışma başlığı. Sizin yorumunuz nedir bu uzun listeye?
Gökhan Günaydın: Çok teşekkür ederim. Aslında her şey çok açık. Yalnızca unutmamak lazım. Yani anahtar sözcük unutmamak. Hatırlayalım, 21 Mayıs'ta mutlak butlan kararı çıkmıştı. 24 Mayıs'ta da Cumhuriyet Halk Partisi genel merkezine polis plastik mermi ve biber gazıyla birlikte girmişti. Sadece Türkiye demokrasisi adına değil, dünya demokrasisi adına bir utançtı bu. Sonra mutlak butlan kararına karşı temyiz talepleri yapıldı. Fakat bu temyiz talebini ilk derece mahkemesi tam 2 ay bekleterek adli tatilin başlangıcından bir gün evvel Yargıtay'a gönderdi. Böylece Yargıtay'ın dosyayı ele almasına engel oldular ve bize sürekli şunu söylüyorlardı. Biz aslında kurultaya gidemeyiz. Gitmek istesek de gidemeyiz. Çünkü butlan kararı buna engel. Biz de diyorduk ki, ya temyiz taleplerinizi geri çekin. Herkes temyiz talebini geri çeksin. Dolayısıyla kurultaya gidememe önünde bizce bir engel yok ama sizce var olduğunuz engeli de böylece kaldıralım diyorduk. Peki ne oldu? Bütün bu tartışmalar içerisinde Yargıtay'a yönelik temyiz talebi, adli tatilden bir gün önce dosyaya, Yargıtay'a ulaştı. Yargıtay konuyu ele alamadı. O gün biliyorsunuz bütün haber bültenleri, bütün medya haklı olarak bunu izledi.
Şimdi 49 arkadaşımızı ihraç ediyorlar. Bunların tamamı seçilmiş parti meclisi üyeleridir. Onları biz seçmedik. Onları biz atamadık. Onları Cumhuriyet Halk Partisi'nin meşru kurultayı seçti. Hem onları ihraç ediyorlar hem de Yargıtay'a temyiz talebini geri çekiyorlar. Neden bunu yapıyorlar biliyor musunuz? Çünkü Yargıtay'ın olası bir temyiz kararında ilk derece mahkemesini bozması ve butlancılara siz orada hukuksuz oturuyorsunuz kararını vermesi durumunda bu arkadaşlarımız, parti meclisi üyesi arkadaşlarımız yeniden yetki kazanacaklar ve seçilmiş kurultaydan sonraki en yetkili organ olarak partinin geleceğine yönelik önlemler alacaklar. Böylece bir taraftan Yargıtay'ın vereceği olası bir karara karşı o kararı verememesi için temyiz taleplerini geri çekiyorlar ve diğer taraftan da arkadaşlarımızı ihraç ediyorlar.
Bütün bunlar karşı karşıya bulunduğumuz tablonun hem ne derece hukuksuz hem de ne derece sistemli yürüdüğüne yönelik çok açık kanıtlardır. Hukukçu olmaya gerek yok. AKP'nin 5-6 puan üzerinde giden bir partiye el koydular. O partiyi ikiye bölmeye çalıştılar. İktidar sahipleri de zaten bunu bekliyordu. Parti ikiye bölünsün böylece iktidar onlarda sürekli kalsın. Bırakın iktidarda kalmayı monarşiye doğru bir adım atsınlar. Ama gördüler ki parti bölünemedi. Parti bölünemeyince böylesine bir durum, Yeni Parti'nin hızla yükselişi... Rakam vereyim size. Bugün itibarıyla 600.000'e yakın bir üye sayısı oldu bu partinin. Bağış miktarı 500 milyon lirayı geçti ve 250'ye yaklaştı katılan belediye sayısı. Bu, bu partinin nasıl hızla yükseldiğini gösteriyor. Eski partinin, Cumhuriyet Halk Partisi'nin durduğu yerde ortada %3'lerde %4'lerde. Dolayısıyla bu, bu hareketi organize eden, bu hareketi kurgulayanların işine gelmiyor. Belki bir Yargıtay kararıyla durumu geriye çevirmek ve bu kez de Yeni Parti'nin yürüyüşünü durdurmak gibi bir amacın içerisindeler. Bunu yapma niyetleri ortadayken bir korku saldı birilerine ve işte hem arkadaşlarımızı ihraç ettiler hem de temyiz taleplerini geri çektiler. Ama ben her zaman söylediğim gibi bitireyim bu baptaki konuşmamı; ne yaparlarsa yapsınlar yürüyüşümüzü durduramayacaklar. Çünkü bu yürüyüş bizim öznel yürüyüşümüz değil, milletin demokrasiye ve adalete doğru olan yürüyüşüdür.
Ersin Eroğlu: Gökhan Bey, şimdi bir istinaf kararından sonra Yargıtay'ın bu mutlak butlan kararını görüşme durumu vardı. Tedbirle ilgili kısmı Yargıtay'a götürülmüştü. Sonra geri çekildi. Şöyle sorayım. Bu saatten sonra istinafın kararı Yargıtay'da görüşülecek mi? Ve eğer görüşülecekse Yeni Parti'ye geçenler lehine bir karar çıktığında mevcut Yeni Parti yönetiminin tutumu ne olacak?
Gökhan Günaydın: Şimdi şunu ifade edeyim. Biliyorsunuz yargı mercii itibarıyla ilk derece mahkemesi, sonra istinaf, sonra da Yargıtay aşamaları var. İlk derece mahkemesinin mutlak butlan kararını reddetmesinden sonra istinaf bir tedbir kararı vermişti. Bu tedbir kararı da temyizle Yargıtay'a gönderilmişti. Şimdi temyiz eden taraflardan bir kısmı Yargıtay'daki başvuruyu çekti. Tarafların tamamının çekip çekmediğini kontrol edeceğiz. Eğer tarafların tamamı çekmiş ise istinaf kararı sonrası kesinleşebilir. Ama taraflardan bazılarının başvurusu var ise ki var, öyle görünüyor; o takdirde Yargıtay'da kaçınılmaz olarak bu görüşülecek. Bir kere bunu beklemek zorundayız. Şuna gelince, bu arkadaşlarımızın durumuna gelince, evet Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçilmiş parti meclisi üyeleriydi ve partiden istifa etmemişlerdi. Bu kişiler durumu bekleyecekler ve Yargıtay'da olası bir tedbirin ortadan kaldırılması ve bozma kararına karşı bunlar partide kalarak gerekli işlemleri yapabilmek adına orada durmaya devam edeceklerdir diye tahmin ediyorum.
Gülşah İnce Demir: Sayın Özel ve Sayın Günaydın'ı biz öyle bir karar verildiği takdirde Cumhuriyet Halk Partisi'nde mi göreceğiz?
Gökhan Günaydın: Biz buna yönelik kararlarımızı daha evvel vermiştik. Eğer orta yerde başımızın üzerinde sallanan bir butlan kararı var ise, biz Yeni Parti'deki yürüyüşümüzü sürdürürüz. Dolayısıyla o Demokles'in kılıcının altına yeniden dönmenin bir anlamı yoktur. Ancak durumu her aşamada da tabii ki yeniden değerlendiririz. Ben Yeni Parti'nin Anadolu'daki yürüyüşüne bizzat tanıklık eden, bizzat gören bir insan olarak bu yürüyüşe aynen devam etmek gerektiğini savunuyorum. Gerisine zaman içerisinde bakarız.
Gülşah İnce Demir: Evet. Her an o yargı kılıcı, o yargı sopası tekrar karşınıza çıkabilir. Bu beklenti niye böyle? Çünkü hiç bitmeyecek bir gündem var. Yani aylardır bu gündemi konuşuyoruz elbette ama yine benzer bir durum Silivri'de de var. Sayın Günaydın, bir Silivri'ye geçelim isterim. Çünkü Ekrem İmamoğlu bu Silivri'den adalet çıkar mı diye sordu. Bir de o tarafa bakalım. Oradan adalet çıkar mı? Çünkü dün akşam mahkeme başkanı soru sormak isteyen avukatların mikrofonunu kapattı. Orada çapraz sorguda ve bu soruşturmanın şu anki Adalet Bakanı o dönemin bu iddianameyi hazırlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı'nın bu soruşturmanın bel kemiği dediği isim dün hakim karşısında tutuksuz sanık savunmaları sırasında bir konuşma yaptı, savunmasını yaptı ve çapraz sorguda o sorular biraz böyle peş peşe geldi. Hatta çok muğlak ifadeler ortaya çıktı. Zaman zaman mahkeme başkanı devreye girdi ve avukatların sorularında bir mikrofon kapatma olayı yaşandı. Sonrasında buna tepki olarak mikrofonu kapatılan avukatlar, Ekrem İmamoğlu'nun avukatları ve Ekrem İmamoğlu da salondan ayrıldı ve bu şekilde tepki gösterdi bu mikrofon kapatma hadisesine. Şimdi süre süre giden mizansene dava demek zor dedi Ekrem İmamoğlu. Belli ki biz artık çoktan kararı verilmiş bir yargısız infazın son perdesini izliyoruz dedi. Avukat Fikret İlkiz, "Bu asla bir dava değil" diyerek duruşma salonundan bu cümleyle çıktı. Tek bir cümle söyledi Ersin Eroğlulere. "Bu asla bir dava değil" dedi. Avukat Tora Pekin de yine önceki gün başka nedenlerden dolayı şu cümleyi kullandı. "Bu dava bir dava olmaktan çıktı. Artık iş rayından çıktı" dedi. Şimdi tüm bu açıklamalara olan bitene tabii ki biz gün içinde tüm detaylarıyla aktarıyoruz ama günün sonunda programımızın da adında olduğu gibi günün sonunda böyle bir mesaj manzara çıkıyor ortaya. Şimdi Ekrem İmamoğlu'nun o çıkışıyla size sormak isterim. Bu Silivri'den adalet çıkar mı?
Gökhan Günaydın: Bu Silivri'den adalet çıkmayacağı çok açık Gülşah Hanım. 4.000 sayfalık bir iddianame var. O iddianame ile insanlar yargılanıyorlar. Unutmayalım Ekrem İmamoğlu 23 Mart günü tutuklandı. 23 Mart Cumhurbaşkanlığı adaylığı için CHP'nin ön seçim yaptığı tarih ve o gün 15,5 milyon oy çıktı Ekrem İmamoğlu'na. O günün sabahında tutuklandı. Yalnızca tutuklanma günü dahi bu meselenin saatinin ne ölçüde siyasete bağlı, siyaseti organize etmek için kurgulanmış bir saat olduğunu çok açık ortaya koyuyor. Şimdi önce bir bunu saptayalım. Sonra da şuraya gelelim. Diyelim ki bu siyasi tarafa kör olalım. Bunu sadece bir ceza yargılaması olarak değerlendirelim. Ben de siyasetçi şapkamı çıkartayım. Uzunca bir zaman ceza yargılamasında avukat olarak deneyim kazanmış bir arkadaşınız olarak ifade edeyim. Ceza yargılamasının esası herhalde maddi gerçeğe ulaşmak değil mi? Maddi gerçeğe ulaşmanın yolu da savcı ile savunmanın yani avukatla savcının eşit koşullarda silahların eşitliği prensibi uyarınca karşı karşıya gelmesi, tezlerini ortaya koyması, bu tezlerin delillerle, tanık beyanlarıyla desteklenmesi, heyetin bunu dikkatle değerlendirmesi ve bu çerçevede maddi gerçeğe ulaşılması suretiyle ceza yargılamasının sonlandırılması esasına dayanır.
Peki biz burada ne gördük? Burada Ekrem İmamoğlu'na savunma yaptırmadılar ilk etapta ve çok acı bir şekilde utanmadan Ekrem İmamoğlu'nun ağzından böyle bir sözcük çıkmadığı halde savunma hakkından vazgeçti, susma hakkını kullanıyor dediler. Oysa Ekrem İmamoğlu ısrarla şunu söyledi. "Bakın siz 3 aydır bir duruşma götürdünüz. Bana 1,5 gün veriyorsunuz. Bu 1,5 gün içerisinde hem ben hem de üç avukatım savunma yapacak. Oysa bizim hakkımızda 145 eylemin tamamından dolayı bir iddia var. Dolayısıyla benim bunlara bu kadar süre içerisinde yani bana düşen yarım gün içerisinde yanıt verebilmem mümkün değil. Lütfen bu süreyi uzatın ve ben savunmamı tamamlayayım. Ondan sonra ara verin" dedi ve hakim çok sert bir şekilde yine mikrofonları kapatarak Ekrem Bey'i ve bazı sanıkları duruşma salonundan dışarıya çıkartarak savunma hakkını kullandırtmadı ve arkasından da tuttu "Susma hakkını kullanmıştır" diye bir tutanak düzenledi. Şimdi tablo böyleydi. O tablo içerisinde tutuklu yargılananların savunmalarına ilişkin bölüm bitti.
Şimdi 19 Ağustos'tan itibaren tutuksuz yargılananların ifadelerinin alınacağı bölüme geçilirken İmamoğlu yeniden söz aldı. Dedi ki, "Bana siz savunma yaptıracak mısınız yoksa savunma yapmayacak mıyım? Ben susma hakkımı kullanmadım. Böyle bir tutanak tuttunuz. Bu total olarak kesinlikle maddi gerçeğe aykırıdır." dedi. Hakim, "Sizi susma hakkınızdan feragat etmiş olarak yorumluyorum" dedi. Ya arkadaş kimse susma hakkını kullanmadı. Susma hakkını kullanmayanı susma hakkından feragat etmiş olarak nasıl yorumlayabilirsin? Hadi öyle yorumluyorsun. Ne zaman söz vereceksin? Uygun bir zamanda ve makul bir süre içerisinde. Laflara bak. Uygun zaman, makul süre. Kim biliyor bunun uygun zamanının ne zaman olduğunu? Makul sürenin ne zaman olduğunu? Kim biliyor? Ekrem Bey biliyor mu? Avukatları biliyor mu? Nasıl hazırlanacaklar? Hangi gün savunma yapacaklarını bilmeden? Ne kadar süreyle savunma yapacaklarını bilmeden nasıl savunmaya hazırlanacaklar? Ben bunu anlatıyorum. Ceza avukatları olan arkadaşlar dinleyenler arasında varsa beni çok net anlayacaklardır.
Sonra gelelim Ertan Yıldız meselesine. Akın Gürlek diyordu ki bu davanın seyri Ertan Yıldız'ın ifadesiyle değişti.
Gülşah İnce Demir: Dönüm noktası. Ertan Yıldız efendim dönüm noktası ifadesini kullandı.
Gökhan Günaydın: Evet. Dönüm noktası. Yani Ertan Yıldız'ın ifadesiyle bir dönüm noktası olmuşsa bu dava demek ki Ertan Yıldız'ın ifadesi alınmadan Ertan Yıldız etkin pişmanlıktan ya da iftiracılığa geçen ifadelerini kullanmadan Ekrem Bey ve arkadaşlarını tutuklamak demek ki dönüm noktasından önce bir noktaymış. Sadece bu laf bile aslında meselenin temelinin ne kadar hukuka aykırı olduğunu iyi bakan gözler ve kulaklar için çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Şimdi Ertan Yıldız ifade veriyor. Bir sürü insan hakkında çok şey söylemiş. Dolayısıyla kendileri hakkında Ertan Yıldız'ın ifadeleri nedeniyle tutukluluk kararı almış olan bütün insanlar, sanıklar ve onların avukatları çapraz sorguda Ertan Yıldız'a soru sormak istiyorlar. Ya çapraz sorgu Türk Ceza Kanununa ne için konuldu? İçtihatlarda da bunun için konuldu. Yani çapraz sorgu maddi gerçeğe ulaşmanın en temel yöntemidir. Hakim bu çapraz sorguya mümkün olduğunca az müdahale ederek dinlemeli ve buradan kimin doğru, kimin yanlış olduğuna ilişkin hem vicdani kanaatini giderek kuvvetlendirmeli hem de Ceza Kanunundaki manevi unsuru, maddi unsuru aramalı. Böyle ulaşılır Ceza Kanununda, ceza duruşmasında bir sonuca.
Ve fakat hakim diyor ki, "Hayır, böyle soru soramazsınız. Soruyu uzatamazsınız. Böyle soru sormanıza müsaade etmiyorum." Ve bu sözlerin sonrasında da gidiyor mikrofon kapatıyor. "Sen böyle yaparak duruşmayı sürdüremezsiniz" diyenlere de "bunu bozma sebebi yaparsınız" diyor. Bakın bir hakim bir avukatla, meslektaşıyla, birlikte maddi gerçeği aradığı hukukçularla böyle konuşmaz. Bir hakim duruşmayı böyle yönetmez. Böyle yönetilen bir mahkemeden de adalet çıkmaz. Orta yerde açıkça silahların eşitliği ilkesi çiğnenmektedir. Açıkça adil yargılanma hakkı ihlal edilmektedir. Savunma hakkı ihlal edilmektedir. Ve dolayısıyla yani 40 yıllık hukukçu Fikret İlkiz'in dediği gibi "burada dava yok" sözcüğüyle, "burada duruşma yok" sözcüğüyle, üç sözcükle ifade edilebilen bir mizansen ortaya çıkıyor. Bu sadece yargılananlar açısından değil, sadece mahkeme heyeti açısından da değil, Türkiye'nin adalet ve yargı sistemi açısından gerçekten son derece üzücü bir durumdur. Eğer adalet ortadan kalkarsa geriye bir şey kalmaz. Hiç kimse için hiçbir şey kalmaz.
Gülşah İnce Demir: Evet. Şimdi belediye başkanlarına da geçeceğiz. Elbette Aziz İhsan Aktaş davasının karar duruşmasında çoğu belediye başkanı bir tahliye de bekleniyordu ama öyle olmadı. İki belediye başkanının tutukluluğu devam ediyor. Belediye başkanlarına birazdan Ersin'in de sorusuyla geçeceğiz ama şunu da sormak isterim Sayın Günaydın. Şimdi dün bir de soru sorma krizi yaşandı. Aslında çapraz sorguda savunma yapan isim Ertan Yıldız'dı ve tüm sorulara cevap vermekle yükümlüydü. Yani çapraz sorgunun mantığı bu. Ancak Ertan Yıldız Ekrem İmamoğlu'na soru sormaya çalışınca, orada Ekrem İmamoğlu soru soramayacağını, "Ben savunma yapabilirsem eğer gelir salona sorunu sorarsın" dedi ve mahkeme başkanına da bu durumu hatırlattı. Mahkeme başkanı da onay vermek durumunda kaldı ve Ekrem İmamoğlu, "İnşallah uygun zaman olursa savunma yapabilirsek" diyerek de durumunu ortaya koydu. Şimdi burada aslında yine usul sorunu var. Çünkü birinci celsede şu an savunma vermeyen bir tutuklu sanık var. Ekrem İmamoğlu ve ikinci celseye geçildi. Tutuksuz sanıklar iddialarını ortaya koyuyor ama hala iddianın odağındaki isim savunmasını yapamadı ve bu şekilde devam ediyor. Şimdi savunma yapabilirsek eğer diyerek Ekrem İmamoğlu bu absürtlükleri ortaya koyuyor ama şimdi hatırlayalım. Birinci celse neydi bu? Bu sorunun çıkmasına neden 9 Temmuz ısrarı vardı. NATO zirvesi vardı. Ankara'da gündem yoğundu. Şimdi uygun yer, makul süre denilerek yine bir gündem mi bekleniyor? Yani Ekrem İmamoğlu'nun savunma yapabilmesi için ne bekleniyor?
Gökhan Günaydın: Gülşah Hanım, bir konuyu açarak somut sorunuza döneyim izin verirseniz. Konu şu. Bir numaralı sanık Ekrem İmamoğlu. Ekrem İmamoğlu'na yöneltilen suçlamaların her biri doğal olarak çok sayıda iş adamını, çok sayıda belediye çalışanını yakından ilgilendiriyor mu? Yani tutuklu ya da tutuksuz sanık olanları ilgilendiriyor mu? Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu'nun sorgulamasının bir numaralı sanık olarak yapılması, herkesin çapraz sorguda Ekrem İmamoğlu'na soru sorması ve böylece herkesi ilgilendiren kısımların bir aydınlığa kavuşması gerekiyordu. Şimdi Ekrem Bey birinci etapta savunma yapamadı. İkinci etapta ne zaman yapacağı da belli değil ama insanlar savunmalarını Ekrem İmamoğlu'na soru soramadan yapmaya devam ediyorlar. Bakın Ertan Yıldız'ı söyleyeyim. Ertan Yıldız bu davanın iftiracısı. Fakat Ertan Yıldız'ın bile kendisini savunma hakkı var. Gerçi Ertan Yıldız'ın buradan alacağı ya da alamayacağı cezayı Aziz İhsan Aktaş davasından gördük. Benzer bir durum burada da ortaya çıkacaktır muhtemelen. Fakat absürt bir şekilde tersinden ortaya çıkan tablo şu. Ertan Yıldız ben soru sormak istiyorum size diyor. O da haklı olarak diyor ki ben savunmamı yaptığım zaman sen bana soru sor. Bu sadece Ertan Yıldız'ın ihtiyacı değil ki herkesin ihtiyacı. Murat Ongun'un da ihtiyacı, Fatih Keleş'in de ihtiyacı. Hatta etkin pişmanlıktan yararlananların da iftira edenlerin de hepsinin ihtiyacı. Çünkü herkesin bir savunma hakkı var. Dolayısıyla böyle bir tablo içerisinde Ekrem Bey'i hala savunma yaptırmamak sadece Ekrem Bey'in hakkına girmek anlamına gelmiyor. Diğer tutuklu ve tutuksuz tüm sanıkların da hakkına girmek anlamına geliyor. Bunu çok açık olarak ifade edeyim. Gülşah Hanım tabii bu kadar uzun konuşunca sorunuzu atladım. Sorunuz neydi tam olarak? İkinci bölümde onurla devam edeyim.
Gülşah İnce Demir: Bu 9 Temmuz ısrarının altındaki ya da arkasındaki nedeni o dönem bir NATO zirvesi vardı. Tam da o günlerde yapılması ve sıkıştırılması istenmişti. Şimdi uygun yer, makul süre denilerek yine bir gündem mi bekleniyor acaba? Yani Ekrem İmamoğlu'nun savunma yapabilmesi yine bir zaman ayarlı mı?
Ersin Eroğlu: Ya ben bir ekleme yapmak istiyorum izin verirseniz. Şimdi Ekrem İmamoğlu savunma yapmayan tek tutuklu sanık ve bu davada henüz karar verilmedi. Hakim savunmalar alıp bir değerlendirme yapabilir. Yani Ekrem İmamoğlu savunma yaptıktan sonra belki de hakim ikna olup tahliyesine karar verecek ama karar çıkmadığı için ben diyorum ki acaba hakim kafasında bir karar vermiş mi yargılama başlamadan önce ya da hüküm kurulmadan önce? Bu durumu nasıl değerlendirirsiniz ek olarak?
Gökhan Günaydın: İkisi de çok kıymetli değerlendirmeler ve sorular. Çünkü elbette hakim belirli aralıklarla ara karar veriyor ve bu ara kararda da tahliyeler çıkabiliyor. O tahliyeler genellikle ifadesi alınmış olan insanların tahliyesi şeklinde ortaya çıkıyor. Ama bazen ifadesi alınmamış insanların da tahliyesini gördük bugüne kadar. Tabii burada da bir başka absürtlük var ama üzerinde durmayayım. Yani kim ne kadar tutuksuz yargılanmak üzere bir an evvel serbest bırakılırsa o kadar iyidir. Dolayısıyla Ekrem Bey gibi bir numaralı sanık ettiğiniz insanın ifadesini almamanız ona yönelik bir olası tahliye kararının da verilmemesine yönelik bir temel oluşturuyor. Dolayısıyla sadece bu bile önemli bir hak ihlalidir. Kafalarında bir karar vermişler mi? Ya ne diyeyim? Heyet vermiştir desem ayıp olacak yani. Ama bu bir siyasi yargıdır. Bu bir siyasi yargılamadır saptamasını yaptıktan sonra, yok buradan karar olumlu çıkar falan demenin de bir anlamı yok. Çünkü biz bu tip davaları, bu tip kumpas davalarını bu memlekette her 10 yılda bir görüyoruz. Yani o Silivri'nin önünde kurulan barikatları tutup da sallamamız, bizim gençliğimiz oralarda geçti yahu yani. Dolayısıyla hani buralardan adil yargılanma yapılıyordur falan demenin bir anlamı yok. Ergenekon'da da biz aynı şeyi söylüyorduk. O zaman da bize diyorlardı ki bırakın yargılamanın sonucunu bekleyin. Mahkemeler adil karar vereceklerdir. Siyasi davalarda mahkemelerin adil karar vermediği çok açık. Memlekette bir kısım savcılıkların ve bir kısım sulh ceza hakimliklerinin nasıl davrandığını biliyoruz. Kimlere operasyonların yapıldığını biliyoruz ve bu operasyonların siyasi amaçlarını biliyoruz. O halde yargılamayı da buradan istisna tutmanın bir anlamı yok. Gülşah Hanım ikinci kere sorunuzu unutmadım. Oraya da geçeyim ben.
Gülşah İnce Demir: 9 Temmuz meselesi.
Gökhan Günaydın: 9 Temmuz meselesi. Evet. Hani kamuoyunda bir şey vardı değil mi? 9 Temmuz'da bir sürü yerde gösteri yürüyüşleri falan engelleniyor. O halde bir şey mi olacak falan. 9 Temmuz öncesinde de mahkemenin ben mutlaka bitireceğim ısrarı... Ben o zaman şunu söylemiştim. Dertleri Ekrem Bey'in etraflı bir savunma yapmasına engel olmak. Yandaş medyayı da izlerseniz zaten şunu söylüyor; "Sorulara değinmiyor, soruların dışında bir sürü konuşma yapıyor." Ya sen adamın hakkında 4.000 sayfa iddianame yazıyorsun. Adam o 4.000 sayfaya 3 gün savunma yaparsa çok mu olacak mesela? Yani geçmişte 12 Eylül rejiminin en ağır olduğu dönemde DİSK genel başkanları 20 küsur gün savunma yapmışlar. Yani siz 12 Eylül rejiminden geri bir noktadasınız. Bunu unutmayın. Ekrem İmamoğlu'nun savunmasında elbette siyasi yanlar olacak. İddianamede yazılı olsun olmasın o iddianamenin ruhunu elbette eleştirecek, çürütecek ama onun dışında da elbette somut olarak suçlama ne varsa onlara da değinecek. Ekrem İmamoğlu değinmezse zaten çapraz sorgularla ona o sorular sorulacak. Savcı da sorabilir, hakim de sorabilir. Diğer sanıklar, diğer sanıkların avukatları da sorabilir. Yeter ki zaman verin. Şimdi buradan da bir en öne gidelim. Hani TRT'de yayınlansın yayınlanmasın tartışmalarının şimdi ne kadar önemli olduğunu bir kere daha görüyoruz değil mi? Ben açıkça soruyorum. Hani herkes diyor ki asrın davası, asrın yolsuzluğu. E asrın davası ve asrın yolsuzluğuysa karşınızda da rakibin en önemli silahı varsa, Ekrem İmamoğlu'nu bir kere daha toplum içine çıkartamayacak şekilde deşifre etmenin yolu mahkemeyi canlı yayınlamaktan geçer. Yayınlayın mahkemeyi canlı. Zamanı olan izlesin. Mesela TRT3 meclisi veriyor değil mi? Meclisi kim izler diyorsunuz. Meclisi izleyen hiç kaçırmayan bir kitle var. Ayrıca basın da orayı izliyor. Başka şeyler de izliyor.
Gülşah İnce Demir: Çok önemli. Gündem başlıkları olduğunda son çerçeve genel kurul oylamasında bayağı izlenme rekorları da kırdı bu arada. Yani insanlar gayet açık oraya.
Gökhan Günaydın: Kesinlikle öyle. Dolayısıyla burayı da TRT'den canlı yayınlardınız. İzleyen izlerdi, izlemeyen izlemezdi. Bazı bölümler eminim reyting rekorları kırardı ama yayınlayamadınız. Çünkü orta yerde bomboş bir iddianame ve siyasi bir dava var. Bu süreci böyle görmek lazım. Siz insanları neyle suçluyorsanız en iyi bildiğiniz işler onlardır. Memleket bunu biliyor. Memleket bunu çok iyi bildiği için size inanmıyor zaten.
Gülşah İnce Demir: Evet. Bu arada çoğu zaman biz de duruşmaları izlerken keşke canlı yayınlansaydı da hem bizim işimiz de kolaylaşırdı hem de bazı kesimler tarafından olanı yazdığımız için hedef gösterilmezdik. Dün Ersin Silivri'de dünkü duruşmayı takip etti. Ara ara ben de Ersin'i arıyorum, mesaj atıyorum. Orada neler oluyor bitiyor yayın nedeniyle gidemediğim zaman bile çok merakla aslında izlenilir duruşmalar da var. Şimdi Ersin'e sorusuna pas atacağım. Şöyle pas atacağım. Yargı gölgesinde belediye başkanları var. Aslında çoğu CHP'li belediye başkanlarının böyle bir durumu var. Rahat rahat siyasi kararlarını veremiyorlar. Ya da vermek zorunda kalıyorlar, transfer olmak zorunda kalıyorlar. Ya da tam tersi. Şimdi Aziz İhsan Aktaş davasında yargılanan 7 belediye başkanına ilişkin kararları biz gördük ve ilginçtir ki rüşvet vermekten bir ceza yok ortada ama rüşvet almaktan dört belediye başkanına 5 yılın üzerinde hapis cezası kararı açıklandı. Şimdi buradan Ersin'e sorusu için pas atıyorum. Çünkü bazı belediye başkanlarının CHP'den Yeni Parti'ye geçip geçmeyeceği ayrıca merak konusu. Hani sadece bu muhalefetten iktidar partisine geçiş değil ama bu yargı gölgesi midir bunun nedeni onu Ersin'e bırakıyorum soruyu.
Ersin Eroğlu: Evet. Öncelikle Aziz İhsan Aktaş davasında verilen kararları belediye başkanları başta olmak üzere verilen kararları değerlendirmenizi rica edeceğim. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar 6 yıl 3 ay. Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara 6 yıl 8 ay. Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar 5 yıl 10 ay. Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin 8 yıl 4 ay. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat 22 yıl 11 ay. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer 8 ay 10 gün. Adıyaman Belediye Başkanı beraat etti. Rıza Akpolat Beşiktaş Belediye Başkanı 22 yıl ceza aldı. Birincisi bu kararları değerlendirmenizi rica edeceğim. İkincisi ise şu çok merak ediliyor. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş CHP'de mi kalıyor, Yeni Parti'ye mi geçiyor?
Gökhan Günaydın: Evet, güzel sorular. Şimdi önce duruşmayı bir değerlendireyim izin verirseniz. İki ayrı eksen var bana kalırsa. Duruşma salonunda olanlar ve duruşma salonunda olmayanlar. Aziz İhsan Aktaş örgüt kurma ve örgüt lideri olmakla yargılandı. Bu yargılamayı yaparken derhal tahliye edildi ve canlı yayınlara çıkmaya başladı. Canlı yayında kendi ağzı ile ifade ettiği bir rakamı burada paylaşayım. Aziz İhsan Aktaş bütün belediyelerle iş yapmış, temizlik işi yapmış. Sayısını kendi verdi bir televizyon kanalında. Dedi ki "Ben ve şirketlerim 99 AKP'li belediyeyle, 27 MHP'li belediyeyle, 21 kayyımla idare edilen belediyeyle, 132 de kamu kuruluşuyla onlardan ihale almak suretiyle iş yaptık" dedi.
Şimdi böyle bir veri var orta yerde ve bunlardan bir tane yargılanan belediye başkanı yok. AKP'li, MHP'li, kayyım belediye başkanı, genel müdür ya da bir daire başkanı kimse yok. Sadece CHP'li belediyeler yargılanıyor. Şimdi bizi izleyen vatandaşın vicdanına sesleniyorum. Aziz İhsan Aktaş, karşısında CHP'li belediyeyi gördün mü ihaleye fesat karıştırıyor, rüşvet alıyor, rüşvet veriyor vesaire. Ama AKP'li ve MHP'li belediyelerle beraber olunca adamcağız bir melaike, pürpak bir adam, tertemiz bir adam. Oralarda bir sorun yok. Bizimkilerle çalışırken bir sorun var. Buna inanan var mı arkadaşlar? Buna inanan varsa vicdanını her sabah çıkarken portmantoya asmış, bırakmış ve dışarıya öyle çıkmış demektir. Bu siyasal aidiyetten bağımsız vicdanı olanın evet hayır diye verebileceği bir cevaptır. O halde Aziz İhsan Aktaş bir aparat olarak kullanılmaktadır ve onun aracılığıyla Cumhuriyet Halk Partili belediyelere adeta bir saldırı düzenlenmektedir. Değilse mutlaka bu belediyelerin içerisine AKP'li MHP'lileri de görmeliydik. Örneğin MHP'li Kütahya Belediyesi bu davanın başlangıcında olmasına rağmen hangi el onu oradan çıkarttı? Örneğin AKP'li Isparta Belediye Başkanı Aziz İhsan Aktaş'ın armağan ettiği V8 aracı halen kullanırken bu herhangi bir icbar suretiyle irtikapa falan girmiyor da yalnızca bizim arkadaşlar da mı giriyor? Dolayısıyla bütün bunların anlatılabilecek ve savunulabilecek bir hali yoktur.
İlave söyleyeyim size. Zeydan Başkan, Utku Başkan, Kadir Başkan, Ahmet Özer Başkan cezalar aldılar. Abdurrahman Tutdere de beraat etti. Ama bunlar çeşitli sürelerde yattılar. Kimisi bir yıl yattı, kimisi 9 ay yattı, kimisi 3 ay yattı. Hangi kritere göre? Hangi kritere göre sen bunların arasında farklı... Bugün herkes dışarıda da Oya Hanım niye içeride? Rıza Bey niye içeride? Bunlar tutuksuz yargılanamazlar mı? Tutuksuz yargılama sonrasında bir maddi gerçeğe ulaşmak mümkün değil mi? Kaçma şüpheleri mi var? Delilleri karartma şüpheleri mi var? Yurt dışına çıkma yasağı koyarak, imza kontrolü koyarak hatta ev hapsi uygulaması yaparak sen bunları tutuksuz yargılayabilirsin, değil mi? Ama yapmıyorsun. Dolayısıyla burayı böyle bir çerçeve içerisine alalım.
Gelelim ikinci meseleye. AKP ve transferler meselesi. 31 Mart 2024'ten bu yana AKP son yaptığı transferler hariç her zaman sayamıyoruz arkadaşların skorlarını, 79 belediye başkanlığı geçirmişlerdi. Bunların içerisinde CHP'li belediyeler var, Yeniden Refahlı belediyeler var, Saadetli belediyeler var, vesaire vesaire DEVA'sı, bağımsızı, Demokratı, bilmem nesi. Şimdi soralım size. 31 Mart 2024 seçimleri. Yani demek ki üzerinden daha 2,5 yıl geçmemiş. Bu belediye başkanlarının tamamı AKP'ye karşı oldukları için vatandaşın oyunu aldılar ve seçildiler. Sen o milletin iradesini sen alamadın. Senin aday çıkarttığın yerde senin adayın kaybetti. Senin tezlerin karşısında tezleri savunan belediye başkanları kazandı. Vatandaş onlara oy verdi. Sen onları cebren, hileyle, şantajla, tehditle, zorla ve hatta güzellikle her neyse yani alıp transfer ettiğin zaman milletin iradesini de transfer ediyor musun kardeşim? Yani böyle arka kapılarda yaptığın anlaşmalar üzerinden belediye başkanını kendine geçirdiğin zaman o halkın iradesini çalmış olmuyor musun? Dolayısıyla yapılan açık ahlaksızlıktır. Bunun savunulabilecek bir tarafı yoktur.
Belediye başkanlarına gelince şu örneği vermekten asla vazgeçmeyeceğim. Dört tane kadın belediye başkanı üzerinden konuşalım. Bunların bir tanesi Afyon olsun, bir tanesi Aydın olsun. Öbürü İzmit olsun, öbürü de Üsküdar olsun. Aydın ve Afyon neden tutuksuzlar ve belediyelerinin başındalar? Üsküdar ve İzmit neden tutuklular? Birisi Silivri'de birisi Çorlu'da. Bunun cevabı ne? Bunun cevabını bu memlekette herkes biliyor. Ben bir kere daha söyleyeyim. Siyasi aidiyetten bağımsız vicdanı olan herkes biliyor ki gidiyorlar onlara diyorlar ki "Sen ya bize geçeceksin, bize geçersen belediye başkanlığında devam eder, kocanın şirketleri üzerinde de herhangi bir sorun yaratmam, senin üzerinde başlamış başlayacak olan bütün soruşturmaları da durdururum hatta törenle sana bir de rozet takarım sen de bu onursuzlukla yaşamaya devam edersin. Ama belediye başkanı olursun. Yani kentinde kolay dolaşamasan bile korumalar eşliğinde dolaşırsın falan filan." Kimilerine böyle diyorlar ve onlar teslim oluyorlar. Kimileri de diyor ki "Ben bu vatandaştan oy aldım. İrademi o vatandaş bana verdi ve o vatandaş beni bir siyasi pozisyona oturttu. O pozisyonu benden ancak o vatandaş alır. Vatandaştan aldığım o pozisyonu sana satmam" diyor. Ve onun üzerine sabah 6.20'de evinden alıyorlar. Ben Fatma Kaplan Hürriyet'i ziyaret ettim geçenlerde. Silivri'de bir hücrede tek başına kalıyor. Ne diyeyim?
Gülşah İnce Demir: Evet, karşılıklı gözlerimiz doldu.
Gökhan Günaydın: Evet, karşılıklı değerlendirdik birçok şeyi. Ama her ikimiz de ortamdaki atmosfere onur denilen sözcüğün ve kavramın ve olgunun hakim olduğunu hissettik. Bu bizim için yeter. Ömrümüz ne kadar olur bilmem ama ömrümüz oldukça bunu paylaşacağız. Çorlu'ya gidemedim. Çünkü Silivri'de o kadar çok ziyaret edecek arkadaşlar vardı ki örneğin Merdan Yanardağ'ı ziyaret ettim. Merdan benim 25 yıllık dostumdur. Merdan gibi bir sosyalist aydını casusluk iddiasıyla aldılar içeriye attılar. Tele1'e çöktüler. Şimdi yani Merdan'ı casusluk iddiasıyla içeriye attınız diye biz Merdan'dan vaz mı geçeceğiz? Merdan'la sohbet ederken bizi dinleyenler, izleyenler Osmanlı'dan bahsettik, anlatabiliyor muyum? Dünyadan bahsettik falan. Acaba konuştuklarımızın yüzde kaçını anladılar, duydular, not edebildiler. Böyle bir adam, böyle bir aydın, böyle bir entelektüel içeride. Çorlu'ya gidemedim. İlk fırsatta Çorlu'ya gideceğim. Çorlu'dakiler... Sinem'i kuyu tipine koydular. Sinem Dedetaş gibi benim ta Şehir Hatları Genel Müdürlüğünden tanıdığım, vakurluğuna, onurluğuna, Üsküdar'a yakışmasına tanık olduğum bir kadını aldılar. Tek kişilik hücreye ve kuyu tipi hücreye kattılar. Ne diyorum biliyor musun? Üsküdar'a yakışan hali nedir? Sinem Dedetaş Üsküdar'da dolaşır ve sadece sevgiyi görür. Bu Üsküdar gibi bir yerde kolay değildir. Üsküdar çünkü AKP'nin kalesi olarak tanımlanan bir yerdi. Üsküdar'a yakıştı. Üsküdar ona yakıştı. Herkes saydı. O da tehdit tehdit tehdit, sabaha alındı.
Tabii şimdi bir de bir fotoğraf görüyorsunuz orada. Şu anda gördüğünüz kişi. Adı Ali Eren. İnsan adından utanmaz mı? Bence utanır. Mesela benim oğlumun adı Devrim Çınar. Ben oğluma Devrim ve Çınar adını koyarken ona bir anlam yüklüyorum. O adın ağırlığını, o adın yükünü ömrü boyunca taşımasını umuyorum. Ali Eren'e de o ismi koyarlarken büyükleri bu adı taşısın diye koymuşlardır. Şimdi işte halini görüyoruz ve gidiyor AKP toplantılarında "Ben karşı mahalleden geldim beni koruyun" diyor. Allah kimseyi bu durumlara düşürmesin. Ha şimdi tabii sorudan kaçmayayım. Zeydan Karalar, Vahap Seçer, Mansur Yavaş. Bakın biz bunu çok açık formüle ettik Ersin Bey, bir insan "Ben Yeni Parti ile beraber yürümeyeceğim" sözünü kendi ağzıyla ve açıkça telaffuz etmediği sürece biz onu bizden sayarız. Niye sayarız? Bu böyle basit bir romantik uçukluk mu? Öyle değil. Çünkü herkesin karşı karşıya bulunduğu tablo var. Siyasi sebepler var. Belediye meclisi içindeki dengeler var. Belediyede ve kentte yapılmaya çalışılan şeyler var. Dolayısıyla biz, bunların tamamı bizim arkadaşlarımızdır. Ben Mansur Bey'i de, Zeydan Bey'i de, Vahap Bey'i de çok uzun yıllardan bu yana tanırım, sohbet ederim. Dolayısıyla kişiliklerini falan da bilirim. Hepimiz tarihin önünde yaptıklarımız ve yapmadıklarımızla yargılanıyoruz. Herkes de kendi kentine, kendi çoluğuna, çocuğuna bir hesap verme sorumluluğu içerisinde. Ben bu arkadaşlarımızın memleket sevdası konusunda bir endişe duymuyorum. Yollarımızın kesişmeme ihtimalinin olduğunu da düşünmüyorum.
Gülşah İnce Demir: Peki şimdi az önce Dedetaş ve Üsküdar dediniz. İzleyicilerimiz de hani burayı da atlamayalım. AKP başkan vekili seçimine itiraz etti. Görünen o ki elbette itiraz yola açık ama görünen o ki seçimler yenilenecek gibi görünüyor Sayın Günaydın. Yani orada AKP'nin adayı kazanana kadar mı yine bu şekilde kararlarını alacak? Bir de bu daha önceki süreçlerde çok gündeme geldiği için acaba yine böyle bir durum gündeme gelir mi? Meclis üyeleri üzerinde bazı baskılar, biliyorsunuz daha önceki yine CHP'li ilçelerin başkan vekilliği seçimlerinde o aradaki günlerde bu iddialar çokça konuşulmuştu.
Gökhan Günaydın: Gülşah Hanım bu memlekette "kazanana kadar" diye bir durum var artık. Bakın mahkemede de aynı şey olmuyor mu? Adam ifade veriyor. Adam ifade verirken helalleşiyor. "Ben öyle demedim" diyor. "Ben öyle anlatmadım" diyor falan. Sonra savcı tutuklama istiyor adamın hakkında. Herif ifadeyi bitirmişti adam. Ertesi gün diyor ki savcı tutuklama isteyince "Ben bir ek ifade vermek istiyorum" diyor. Ve o ek ifadede "Hayır hakkımı da helal etmiyorum. Hepsi oldu. Hepsini de gördüm. Hepsine de tanığım" diyor.
Gülşah İnce Demir: İlaçlarımı almamıştım dedi. Ersin ekledi, dün salondaydı duruşma salonunda.
Gökhan Günaydın: Ya dediğim gibi, ya hepimiz tarihle sınanıyoruz. Hani beni tutuklamasın diye ölürsünüz. Kimse de tutuklanmak istemez ama tutuklanmayayım diye sağa sola iftira atmak da insanın, insana iyi gelen, insanın çocuklarına iyi gelen bir şey değildir. Kazanana kadar, o ifadeyi alana kadar yani. Muhittin Böcek'in kaç tane ifadesini aldılar? Ben saymayı kaybettim artık. Kaç kere ifadesini aldılar? Ya dolayısıyla mahkeme boyutu böyle. Gelelim belediye boyutuna. Ya Üsküdar'da belediye başkanını sabahın 6'sında aldın. Sonra polislerin girdiği, Sinem Dedetaş'ın merdivenlerden indirildiği görüntüler 15 dakika içerisinde cayır cayır yandaş medyada verilmeye başlandı. Bütün bunlar artık vaka-ı adiye oldu. Tamam bunu da biliyoruz. Arkasından da belediye meclisinde seçim oldu. Belediye meclisinde seçimi de biz kazandık. Bir yürütmeyi durdurma kararı vermiş mahkeme. Bakın ben okuyorum vallahi. Hani zamanımızın bir kısmını da buna harcıyoruz. İyi ki hukuk okumuşum diye bakıyorum. İyi ki ceza avukatlığı yapmışım diye bakıyorum. Ben sadece Türkiye'de değil dünyanın bütün fakültelerinde bir soruşturma kovuşturma süreci nasıl yürütülmemelidir meselesine ilişkin bir külliyat oluştuğunu düşünüyorum. Ya mahkeme diyor ki açıkça, AKP kazanamadığına göre seçim yenilenmelidir diyor. Yani bunun için ortaya hukuki gerekçeler koymaya çalışıyor. Tablo bu kadar açık. Yani şimdi yenilenecek.
İki tane işe burada dikkat çekelim. Birincisi Menderes Belediyesi'nde olanlar. İkincisi de bugün CHP genel merkezinde yapılan açıklamalar. Menderes Belediyesi'nde ne diyorlar ya? İnanın polemik falan yaratmak istemiyorum. İşimiz de değil. Kimseyle polemik yapacak kadar da kimseye değer de veriyor falan değilim yani. Hani bunu da üzülerek ifade edeyim. Diyor "Bizim arkadaşlarımız kazanmıştı, CHP kazanmıştı" diyor. Dolayısıyla diyor "CHP'li bir aday kazanmalı orayı" diyor. Yani CHP orada aday çıkartırken, CHP orada o adayla seçimi kazanırken yönetimde kim vardı? O adayları kim göstermişti? Kim çalışmıştı? Hep beraber çalışmıştık, öyle değil mi? Şimdi onlardan bir kısmı Yeni Parti'ye geçti. Yeni Parti'de 11 tane var. Sende iki tane var, sende 3 tane var. Sen diyorsun ki bunlardan birini göster seçelim arkadaş diyor. Olur. Başka bir talebiniz var mı? Şimdi öyle ilginç işler oluyor ki mesela CHP'li belediye meclis üyesinin oy vermediği belli olmuş. CHP'nin genel merkezi ona yönelik "Ben işlem yapıyorum, disiplin soruşturması başlatacağım" diyor. Burada yerelden başka sözler çıkıyor, başka laflar duyuluyor. Yani adeta bir kakafoni. Bugün ne var? Üsküdar'a yönelik açıklamalarda "Üsküdar'da CHP'li bir aday seçilecektir. Herkes onu desteklesin" diye açıklama yapıyorlar. Yani dolayısıyla orta yerde artık tablo çok açık.
Bakın ben bir şey söyleyeceğim. Bunu bir siyaset bilimi saptaması olarak ortaya koymak istiyorum. Erdoğan bugüne kadar 23-24 yıldır iktidarda kaldıysa, burada devletin olanaklarıyla, gücüyle adeta havucuyla ve sopasıyla rakiplerini sadece sindirmedi. Bir kısmını yanına da çekti. Sindiremedikleri var. Aslan gibi karşısında duran bir toplumun %55'i var şu anda, %60'ı belki. Ve onun temsilcileri köy köy dolaşan bizler varız. Bir de dönem içerisinde yanına çektikleri var. Hatırlayalım mı teker teker? Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu'yu hatırlıyor musunuz? Süleyman Soylu'yu sadece içişleri bakanı zamanındaki aforizmalarıyla mı hatırlıyoruz? Yoksa Demokrat Parti Genel Başkanıyken Erdoğan'a yönelik söylediği en ağır laflarla mı hatırlıyoruz? Nerede şimdi Süleyman Soylu? Erdoğan'ın yanında. Numan Kurtulmuş'u hatırlıyorsunuz değil mi? HAS Parti (AKP diye geçmişti) Genel Başkanıydı. Harun gibi geldiler, Karun gibi gittiler falandan başlayarak dünyanın lafını söylüyordu. Etik kodlar üzerine konuşuyordu. AKP'yi etik kodlarla memleketi çürütmekle suçluyordu. Numan Kurtulmuş AKP'nin yanında AKP kontenjanından meclis başkanı. Devlet Bahçeli'yi hatırlıyoruz değil mi? Meydanlarda ip atıyordu. Devlet Bahçeli şimdi Recep Tayyip Erdoğan'ı ondan daha çok savunuyor. Bir dönem Doğu Perinçek her türlü sözü söyledikten sonra Erdoğan'ın yanındaki en garip unsurlardan birisi haline gelmemiş miydi? İlave söyleyelim mi? Daha bitmedi ki. Mehmet Ağar'ı, Erkan Mumcu'yu hatırlayın. Birleştikleri zaman %11'i %12'yi bulabilecekleri potansiyelleri varken bir gece aniden ortadan kaybolmadılar mı? Ve o aniden ortadan kaybolmaları AKP'ye tek parti iktidarının yolunu açmamış mıydı? Dolayısıyla Erdoğan yanına çekebiliyor. Kimilerini öldürmeye, hapsetmeye çalışıyor, kimilerini yanına çekiyor. Burada yanına çekenlerin yelpazesi genişliyor. Benim için asıl üzücü olan budur. Ama şunu çok açık söyleyeyim. Sokakta vatandaş kimin bu iktidara karşı samimi bir mücadele içerisinde olduğunu çok açık görüyor ve notunu ona göre veriyor.
Gülşah İnce Demir: Şimdi tırnak içinde kazanana kadar demişken, bir siyaset mühendisliğini ne yazık ki son yıllarda görüyoruz. Bir seçim sisteminin değişikliği gündemi de var. O Cumhur İttifakı'nın ortağı Devlet Bahçeli'nin açıklamasıyla gündemimize oturdu. Şimdi bugün itibarıyla yanlış hatırlamıyorsam Yeni Parti seçimlere katılabilecek üye başvurusunda son gündü bugün. Bundan sonra artık bir kurultay takvimi işleyecek. Ancak bu yeni seçim sisteminde yapılması öngörülen, iktidarın masasında olduğu ileri sürülen bazı değişiklikler var. Bu Yeni Parti'ye nasıl yansır? Yani şöyle söyleyeyim. Olası bir erken ya da baskın seçimde Yeni Parti seçime giremezse diye bir şüphe var mı yok mu? Nedir takvim Sayın Günaydın?
Gökhan Günaydın: Şimdi 26 Ağustos'a kadar biz üye olan arkadaşlarımızın seçimlerde oy kullanabilmesine yönelik bir yönerge hazırladık ve bunu yayınladık. Neden 26 Ağustos? Bakın 15-20 gün içerisinde 600.000 insan üye oldu Yeni Parti'ye. Bu dünya çapında bir rekordur. Altını çizerek, dünya çapında bir rekordur. Ve biz bu kadar sıkışık takvim içerisinde ilçe başkanlarımızı, il başkanlarımızı ve genel başkanımızı üyelerin tamamının katılacağı oylamayla seçeceğiz dedik. Dünyada acaba örneği var mı? 600.000 insan gidecek ve oy kullanacak. Peki neden 26 Ağustos'ta bunu kesmek zorunda kaldık? 27-28 olsa ne olurdu? 1 Eylül olsa ne olurdu? Çünkü ilçe kongreleri yapılacak. 12 Eylül'de ilçe başkanları üyelerinin oyuyla seçilecek. İl kongreleri yapılacak. 18 Ekim'de il başkanları üyelerin oylarıyla seçilecek. Sonra da biz Ekim ayı içerisinde, Ekimin sonuna doğru kurultayımızı yapacağız ve kurultayımızı yaptığımız tarihten itibaren Siyasi Partiler Kanunu uyarınca 6 ay sonra seçime girme gücüne, yetkisine sahip olacağız. Bu şu anlama gelir. Atıyorum 29 Ekim'de kurultay yaptığımızı varsayalım. 29 Nisan'da yapılacak seçime biz katılırız.
Dolayısıyla bu takvimi sıkıştırmaya gayret ediyoruz ki olası bir baskın seçimde Yeni Parti'yi dışarıda bırakmaya yönelik heveslerini kıralım. Kimse buna yeltenemesin. Peki yapamazlar mı? Yapabilirler. Onlar yaparlarsa bizim de yapacağımız çok şey vardır. Yeni partimiz olur, yedek partimiz olur, dost partilerimiz olur. Bizim yöntemlerimiz milletin bulacağı yöntemler olur. Millet bizi parti kurun, parti kurun diyerek zorladı. 24 Mayıs'ta partiye polis girdi. 24 Temmuz'da Lozan'ın 103. yıldönümünde biz partiyi kurduk. Böylesine bir hız da dünyada yok. Yalnızca 2 ay içerisinde parti kuruldu. 65 ilde örgütlendik. Bugün itibarıyla 500 milyonu dediğim gibi aşmış bir bağış miktarı, 600.000'i aşmış bir üye sayısı, 250'ye ulaşmış bir belediye sayısı. Bunların hepsi ayrı ayrı rekorlar. Bu bağlamda bizi seçim sürecinin dışında tutmak üzere bir mekanizma çalıştıklarını çok görüyoruz. Ama burada başarılı olamayacaklarını söyleyelim. Herkes bize der ya A, B, C planınız var mı? Ya bir siyasal kadronun yapabileceği tüm stratejik planlamaları yapmaya gayret ediyoruz. Geçenlerde birisi yazmış bana sosyal medyadan. Dedi ki, partinize o yapı geldiği zaman bir hazırlığınızın olmadığını gördük. Ya nasıl hazırlığımız yoktu? 2 ay içerisinde parti ayağa kalktı ve her şeyiyle bugün ortada. Kurulduğu gün Türkiye'nin birinci partisi olmuş bir partiden söz ediyoruz. Ama yurttaş ne söylerse başımızın üzerindedir.
Şuna gelelim Erdoğan'ın adaylığı meselesine. Erdoğan mevcut anayasayla iki kere aday oldu. İki kere cumhurbaşkanı oldu. Ondan evvel de cumhurbaşkanı olmuştu. Ama dediler ki sıfırladık burada sayacı. Şimdi yeniden aday olmasına çalışıyorlar. Devlet Bahçeli de çalışıyor. Kendi de çalışıyor. "Ömrüm yettikçe ben adayım" diyor. Yetmezse, ömrü bittikten sonra da mahdumunu hazırlıyor vesaire bunları görüyoruz. Peki kendisinin aday olabilmesinin koşulu ne? Ya erken seçim için 360 oyunu bulacak ya da anayasa değişikliği yapacak. Anayasa değişikliği için de referandumlu 360, referandumsuz 400 oya ihtiyacı var. Şu anda Cumhur İttifakı'nın toplam oyu 330'un biraz üzerinde. AKP, MHP, DSP, HÜDAPAR. Bunlara, Erdoğan'ın şahsi yararı ve kariyer planlaması için oy verebilecek herkes, yani Cumhur İttifakı'nın ömrünü uzatmaya yönelik hareket eden herkes Türkiye'nin geleceğine yönelik büyük bir vebal altına girer. Dolayısıyla herkesin hesabını buna göre yapması lazım. Yeni Parti her zaman milletten yana olmaya devam edecektir. Biz otururuz, kurullarımızı çalıştırırız, her türlü değerlendirmemizi yaparız. Türkiye'ye barış ve demokrasi ancak bu bloğun iktidardan uzaklaştırılmasıyla gelebilir. Bunun da altını özellikle çizmek isterim.
Gülşah İnce Demir: Çok teşekkürler. İşiniz zor. Özgür Özel Yeni Parti'yi kurarken "ateşten gömlek giydik" demişti. Son soruyu da ben aramızdan ayrılmadan önce Sayın Günaydın, Ersin'e bırakıyorum.
Ersin Eroğlu: Şimdi bir siyasetçiye, yeni kurulan bir partinin grup başkanvekilini almışken hakikaten ben de biraz Ankara'yı konuşmak istiyorum. Fakat ülkede sürekli bir yargı operasyonlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Son olarak dolaylı olarak gündem de bizi buraya çıkarıyor. Son olarak şunu söyleyeyim. Meclisin açılmasıyla birlikte Yeni Parti açısından bir fezleke tehlikesi görüyor musunuz? Karma komisyondan genel kurula fezlekelerin gelmesini bekliyor musunuz?
Gökhan Günaydın: Beklemiyorum.
Ersin Eroğlu: Neden?
Gökhan Günaydın: Kimse tatmin oldu mu şimdi? Siyaset fezlekeyle dizayn edilmez.
Gülşah İnce Demir: Evet. Siyaset fezlekeyle dizayn edilmez. Neden sorusu geldi. Çünkü çok inandırıcı da gelmedi.
Gökhan Günaydın: Siyaset fezlekeyle falan dizayn edilmez. Ancak öylesine zavallı durumdalar ki, rıza kazanamadıkları için ellerindeki bütün butonlara aynı anda basmaktan başka bir dertleri yok. Ama bir bakın bize; hani böyle korkmuş, sinmiş falan politikacılar gibi duruyor muyuz? Her gün fezleke gönder. Fezlekeyi karma komisyona gönder. Oradan genel kurula indir. Oradan yargılama yap. Canın ne isterse yap. Ahlakın neye el veriyorsa, yanında hangi ahlaka kimleri ortak bulabiliyorsan elinden geleni ardına koyma. Ama kaderinden kaçamayacaksın. Bunu açık ifade edeyim. Biz kendi güvenliğimizi değil toplumun güvenliğini tercih ediyoruz. Bize açıkça söyleniyor canım; "Bu mitinglerden, saha saha, ilçe ilçe dolaşmaktan vazgeçin. İktidar arayışından vazgeçin. Akıllı muhalefet olun. Gelin konforlu alanlarınızı Ankara'da turuncu koltuklarda, kişisel güvenliğinizi de en ufak bir sorun olmayacak şekilde yaşayın." Ben de buna evet mi diyeyim? Buna evet dersek fezleke mezleke yok ortada, yok. "Ben kardeşim seni oradan indirene kadar çalışacağım" diyorsan fezleke belki başımıza geleceklerden bir tanesi. Başka neler gelecek? Hepsi gelebilir. Bu memleket için kendi güvenliğini öne koyacak kadrolar bizi tüketemezler. Hani o meşhur şiirde söylediği gibi, biz böyle tohumuz. Belki toprağa gömersin ama o topraktan çok daha başka filizleri görürsün.
Gülşah İnce Demir: Peki, çok teşekkür ederiz Sayın Günaydın. Yani biz yekten soruları sorduk size. Siz de tüm sorulara bütün açıklığıyla yanıt verdiniz. Çok teşekkürler.
Gökhan Günaydın: Teşekkür ederim Gülşah Hanım, Ersin Bey. Sizlere ve izleyen herkese selam ve saygılarımı iletiyorum. Yeni Parti Grup Başkan Vekili olarak ve tüm camiamız adına elbette kolaylıklar size.