Gökhan Günaydın'dan İktidara Ekonomi ve Rejim Eleştirisi: "Bu Bir Yoksullaştırma Politikasıdır"
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Emek Buluşması Paneli'nde yaptığı konuşmada Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik darboğaza, artan yoksulluğa ve siyasi baskılara dikkat çekti. Açlık sınırının 37 bin liraya dayandığını, milyonlarca emeklinin ve işçinin sefalet ücretine mahkum edildiğini belirten Günaydın, mevcut tablonun bir kader değil, bilinçli ve sistematik bir yoksullaştırma politikası olduğunu vurguladı. Tarımdan sanayiye kadar her alanda yaşanan çöküşün rakamsal verilerini paylaşan Günaydın, ekonomik kurtuluşun ancak halkın iktidarını kurarak gerçekleşebileceğini dile getirdi.
"DÜNYA ENFLASYON LİGİNDE 5'İNCİ YAPTILAR"
Türkiye'nin tarımın başladığı topraklar olmasına rağmen gıda enflasyonunda dünyada dördüncü sıraya gerilediğini belirten Günaydın, 40 milyon insanın açlık sınırının altında yaşadığını ifade etti. 37 bin TL olan açlık sınırına karşın asgari ücretin 28 bin TL olarak uygulandığına dikkat çeken Günaydın, iktidarın enflasyon farkını kapatmak yerine bölgesel asgari ücret gibi uygulamalara hazırlandığını belirterek bu politikaların tümüyle işçi sınıfına yönelik bir tehdit olduğunu söyledi.
"17,5 MİLYON EMEKLİNİN YÜZDE 85'İ AÇLIK SINIRININ ALTINDA"
Milyonlarca emeklinin durumuna da değinen Günaydın, 5,5 milyon emeklinin yalnızca 23 bin 500 lira olan en düşük aylıkla yaşam mücadelesi verdiğini kaydetti. Geniş tanımlı işsiz sayısının 12 milyona ulaştığını ve "ne eğitimde ne de istihdamda" olan 7 milyon gencin umutsuzlukla yurt dışına gitme hayali kurduğunu dile getiren Günaydın, işsizlik rakamları üzerinden TÜİK'i eleştirdi. Gerçek verilerin gizlendiğini ifade eden Günaydın, TÜİK yetkililerinin halkla hesaplaşması gerektiğini vurguladı.
"BU BİR KADER DEĞİLDİR, YOKSULLAŞTIRMA POLİTİKASIDIR"
Türkiye'nin son yıllarda içine sürüklendiği ekonomik krizin küresel değil, "faiz sebep, enflasyon sonuç" gibi irrasyonel dayatmaların bir sonucu olduğunu savunan Günaydın; 2026 bütçesinde faize ayrılan devasa kaynağa dikkat çekti. Tekstil ve otomotiv yan sanayisinin yurt dışına göçtüğünü, Kanada'dan ve Hindistan'dan tarım ürünleri ithal edildiğini hatırlatan Günaydın, uygulanan modelin sermayenin el değiştirme ve memleketi ucuzlatma politikası olduğunu sözlerine ekledi.
"BİZ ASLINDA REJİMİ DEĞİŞTİRECEĞİZ, HALKIN İKTİDARINI KURACAĞIZ"
Ekonomik krizin yanı sıra artan siyasi baskılara, yargının bir araç olarak kullanılmasına ve belediyelere yönelik tehditlere de değinen Günaydın, siyasetçilerin "Silivri" ile korkutulmaya çalışıldığını ancak bu tehditlere boyun eğmeyeceklerini söyledi. "Bu iktidarı değiştirmek yalnızca A partisi gitsin, B partisi gelsin meselesi değildir" diyen Günaydın, halkın umudunu koruması gerektiğini ve Türkiye'yi el ele vererek yeniden inşa edeceklerini vurguladı.
💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;
Evet sevgili dostlar, ben hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Beraber olmak çok güzel. Bu toplantıya emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Neden biliyor musunuz? Çok sayıda toplantı yapılıyor ve her toplantı bir emekle yapılıyor. Ancak Sosyal Politikalar ve Kent Yoksulluğu Komisyonu il başkanlığımızın öteden beri çalışmalarını izliyorum; gerçekten ilgili kesimlerle birlikte bir toplantı düzenlemeyi başarıyor. Bu çok önemli. Biz burada bir saat süreyle temsilcilerinizi dinledik. Bildiklerimiz vardı, bilmediklerimiz vardı ama daha önemlisi siz konuştunuz, biz dinledik. Genellikle siyasetçi konuşur ve siyasetçi halkın dinlemesini ister. Oysa siyasetçinin öğreneceği çok şey vardır ki gidip onu uygulayabilsin. Dolayısıyla bir kere bu toplantının düzenlenme biçimine çok teşekkür ediyorum. Burada kendini ifade eden emekli derneklerinin, sendikaların yöneticilerine, başkanlarına çok teşekkür ediyorum ve siz katılımcıları bir kere daha beraber olmanın onuruyla ve saygıyla selamlıyorum.
Üzerimde selamlar var. Onları da baştan söylemek isterim. Ben dün Tokat'ta ve Yozgat'taydım. Türkiye'nin en muhafazakar ve en zor bölgeleri denilebilecek bölgelerde çalıştık. Dün gece İstanbul'a geldim. Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel de Rize'de ve Trabzon'daydı. O da Erdoğan'ın memleketinde, İkizdere, Kalkandere, Çayeli denilen ilçelerde, iktidara yüzde 75 oy verilen o bölgelerde çalıştı. Oradaki kalabalığı gördünüz. Ben önce size Sayın Genel Başkanımızın çok selamlarını iletiyorum. Emeklere sağlık.
Sonra geldim, Ekrem Başkanı ziyaret etmek istedim. Bana dediler ki; ya sabah 9 ya öğleyin 13. Öğleyin 13'e "evet" demem mümkün değildi çünkü o zaman bu toplantıya yetişemezdim. Ekrem Başkan bir an bile boşluk vermeden Silivri'de 16 metrekarelik beton hücresinde çalışıyor. Bugün onunla güzel çalıştık, güzel sohbet ettik. Geleceğe yönelik fikirlerimizi ortaklaştırdık. Ekrem Başkanın ve yoldaşlarının da sizlere çok selamı var, onları da iletiyorum.
Odaları söylemişken birkaç şey daha var. Onları da ileteyim ve ana konuma geçeyim. Türkiye'nin sol, sosyalist, aydınlanmacı bakışının en önemli temsilcilerinden, Tele1'in kurucusu, Türkiye'nin bağımsız gazeteciliğinin çok önemli bir bayraktarı, casusluk suçlamasıyla cezaevinde. Benim de dostum, dost olmaktan da onur duyuyorum; Merdan Yanardağ'a çok selamlar.
Ve kadınlar... Kadınlar bu dönemde çok önemli sınavları çok başarıyla verdiler. Kimileri "Silivri soğuktur, Silivri sıcaktır, ben oralara giremem" diye tir tir titrerken bazıları da "Onurumuzla yaşayacağız, biz onurumuzu kaybetmektense her şeyi göze alırız" dediler. Onlardan birisi de İzmit Belediye Başkanımız Fatma Kaplan Hürriyet'e selamlar.
Evet bu kadar selam yeter ama dayanışmayı yükseltmeden bu memlekette mücadele yok. Çok arkadaşımız da bunun altını güzellikle çizdi, dolayısıyla o dostluğu ve dayanışmayı ihmal etmememiz gerekiyor arkadaşlar.
Türkiye 780.000 kilometrekare yüz ölçümü üzerinde 86 milyon insanın yaşadığı, bin yıllık geleneği olan, dünyanın da ilk 20 büyük ekonomisi arasında yer alan koca bir memleket. Güzel şeyler söyledim değil mi? Güzel şeyler söyledim. Bu memleket böylesine güzel bir memleket. Dünyada 220 civarında ülke var ve bu koca memleketi Dünya Enflasyon Liginde 5'inci yaptılar. Geriye kalan 215 ülke bizim gerimizde. Dünyada enflasyonun en yüksek olduğu 5'inci ülke bu ülke. Bu korkunç bir rakam ama bundan çok daha acı, çok daha korkunç bir başka veri daha var.
Arkadaşlar, bütün dünyada insanlar yüz binlerce yıl avcılık toplayıcılıkla uğraştılar. Sonra tarımı keşfettiler, yerleştiler ve tarım yapmaya başladılar. Dünyada tarım nerede başladı biliyor musunuz? Bu topraklarda başladı. Mezopotamya'da, bu topraklarda başladı. Anadolu'da başladı. Anadolu dünyada tarımın başladığı topraklardır. Ve bu memleketi, bu adamlar dünyada gıda enflasyonunda 4'üncü sıraya getirdiler. 4'üncü sıraya! Bu ne, nasıl bir veri biliyor musunuz arkadaşlar? Bu şöyle bir veri: Bugün itibarıyla yaklaşık 40 milyon insan bu memlekette açlık sınırının altında yaşıyor.
Ben yalnızca bir siyasetçi değilim. Aynı zamanda akademisyenim. Sözün ve verinin bir namusu vardır. Bir rakam söylüyorsam bunun altını çizmem lazım. Evet, Türkiye'de açlık sınırı 37.000 TL, yoksulluk sınırı 122.000 TL. Bu iki veriyi aklımızda tutalım. 37.000 TL açlık sınırı. Ne demek açlık sınırı? 4 kişilik bir ailenin yalnızca mutfak masrafı, gıda ihtiyacı için harcaması gereken para. 37.000 TL açlık sınırı... Peki Türkiye'de asgari ücretin rakamı ne kadar? 28.000 TL değil mi arkadaşlar? 10 milyon, en az 10 milyon asgari ücretli 28.000 TL aylık alıyor. Hangi tarihten bu yana? 1 Ocak 2026'dan bu yana. Ne zamana kadar? 31 Aralık 2026'ya kadar. O 28.000 liranın satın alma gücü çoktan aşağılara düştü. Yıl sonuna kadar da düşmeye devam edecek. Biz dedik ki enflasyonun bu kadar yüksek olduğu dönemlerde hiç olmazsa asgari ücreti 6 ayda bir revize edelim. Bırakın bunu yapmayı neye hazırlanıyorlar biliyor musunuz arkadaşlar? Bölgesel asgari ücret açıklamaya hazırlanıyorlar. Yani diyorlar ki millete, "İstanbul'da yaşayan bir işçi 28.000 TL alsın. İstanbul pahalı. Ama şöyle iller var, onlar daha ucuz. Buralarda 28.000 lira bunun burnundan aşar. Dolayısıyla onlara daha az asgari ücret verelim" diyorlar.
Dolayısıyla hani bir arkadaş dedi ya "Bütün konuşmalara katılıyorum, bir tek konuşmaya katılmıyorum. Bu mesele siyasi bir mesele değil, siyaset üstü bir meseledir" dedi. Ben şöyle bir adım atıyorsam hayatta, bu siyaset meselesidir. Eğer bir memleketi halk düşmanları yönetiyorsa, bu memleket o siyaseti yenmek zorundadır. Bu kadar açık söylüyorum.
17,5 milyon emeklimiz var. Bunun yaklaşık 5,5 milyonu en düşük emekli aylığı alıyor. En düşük emekli aylığı ilk 6 ay içerisinde 20.000 TL idi. Meclisi çalıştırdılar. Temmuz ayında, ağustos ayında meclis kapandı. Meclis çalıştı, bir kanun teklifi getirdiler. Bir torba kanun. Onun içerisinde emeklinin en düşük aylığına zam yapıyorlar. Ne kadar zam yapıyorlarmış? 20.000 liradan 23.500 TL'ye çıkarttılar. Bu 5,5 milyon insan demek ki 23.500 TL ile bir yaşam sürecek. Hani en büyük metafor nedir? Bu insanlar yalnızca karınlarını doyurmayacaklar. Bayramda yanına gelen torununa bir harçlık da verecek. 5,5 milyon insan bunu yapamıyor. Peki en düşük emekli aylığını bir tarafa bırakalım da diğer emekli aylıkları çok mu fazla? Arkadaşlar, ortalama emekli aylığı en düşük emekli aylığının 3.000 - 3.500 lira daha üzerinde. Yani aslında neredeyse 17 milyon emeklinin yüzde 85'i açlık sınırının altında aylıklara mahkum edilmiş. Rakamları topluyoruz, değil mi arkadaşlar? Toplayalım rakamları.
Başka ne var? Başka bir de 12 milyon geniş tanımlı işsiz var. Yani Türkiye'de son 6 ay boyunca iş aramış, iş bulamamış. Artık iş bulmaktan da ümidini kesmiş. Dolayısıyla TÜİK diyor ki "Ben seni işsizden saymıyorum." Bal gibi işsiz bunlar, hepimiz biliyoruz. Ve böylece de 12 milyon insan var. Başka, çok acı bir gerçek daha var. 7 milyon gencimiz ne okulda ne işte. Ne okulda ne işte. Bunlar bir ömür taşıyorlar. Genç bir beden taşıyorlar ama aslında çok büyük bir ezayı, cefayı birlikte taşıyorlar. Her 10 gençten 9'u; annesinin babasının oy verdiği parti ne olursa olsun; AKP, MHP, CHP, YENİ Parti, DEM ne olursa olsun, 10 gençten 9'u "İmkanımı bulsam yurt dışına giderim" diyor.
İşte böyle bir tabloyla karşı karşıyayız. TÜİK, ben "kuyruklu yalan üretme merkezi" dediğim için beni mahkemeye vermiş. Ben de dedim ki TÜİK'in başkanı gelsin mahkemeye de, mahkemede bir hesaplaşalım. Yani hadi benimle hesaplaşmasını hallederiz. Yani ben TÜİK'le, TÜİK de benimle hesaplaşır. Sen bunca milyonlarca emekliyle, emekçiyle nasıl hesaplaşacaksın? Yaptığın yanlış verilerle insanların hayatlarını çalıyorsun. Nasıl hesaplaşacaksın?
Sevgili dostlar, birkaç şeyi çok hızlıca söylememiz lazım. Bütün bunlar kader değil. Türkiye son 8 yıldır sürekli bir iktisadi krizle baş başadır. Dünyada bir küresel iktisadi kriz ortamı yoktur. Ama "faiz sebep, enflasyon sonuç" diye bir adam buyurdu. Onun arkasından gelen adam da "Gözlerime bakın, ekonomiyi buradan anlayacaksınız" dedi. Sonra onu da kovdular. Arkasından gelen, "Bu irrasyonel politikaları terk edeceğiz" dedi. Dolayısıyla kendisinden evvelki bütün politikaları irrasyonel olarak tanımladı. Ve bir dezenflasyon programı uygulamak adına işçinin, emekçinin, köylünün sırtına basıyorlar, biniyorlar ve hala dünyanın en yüksek 5. enflasyonuyla karşı karşıyayız. Bu bir kader değildir. Bu bir yoksullaştırma politikasıdır. Bu aynı zamanda sermayenin el değiştirme politikasıdır. Memleketin ucuzlatılma politikasıdır ve memleketin satılma politikasıdır.
15 dakika içerisinde söyleyebileceklerimin ancak ana başlıklarını söylediğimi fark ediyorsunuz. Şimdi bu iktidar bize diyor ki, "Ben vatandaşın rızasını kazanamıyorum. Ceberrut bir anlayış içerisinde sizi bastıracağım ve beni değiştiremeyeceksiniz. Zaten Türkiye'ye demokrasi falan fazla. Hayırsever monarşi verelim size" diyorlar. Biz bir ikilemle karşı karşıyayız. Ya sağlığı el verdiği sürece Recep Tayyip Erdoğan'a, onun fani yaşamı sona erdikten sonra da Bilal Erdoğan'a tahammül edeceğiz ve onların tebaası olacağız; ya da "Hayır" diyeceğiz. Onurumuz için hayır diyeceğiz.
Bir itiraz, haklı bir itiraz vatandaştan destek buluyor. Vatandaş, gittiğimiz en zor yerlerde bile arkamızdan yürüyor, yanımızdan yürüyor. Bize cesaret vermek istiyor. Partimize çöktüler. Tokat'ın Çevrecik diye bir kasabası var. Ara seçim var, oraya gittik. Oradan çıkarken bir vatandaş cama tıkladı. "Aç aç camı" dedi. Açtım. Dedi ki, "Bak ben sana bir şey söyleyeyim. Paramız yok falan diye üzülmeyin. Bu mazeretlerin arkasına da saklanmayın. Sizin için tosun besliyorum" dedi. Bizim için tosun besleyen millet oldukça bu memleketi çökertemezler.
(Dinleyicilerden gelen yoruma cevaben) Eyvallah dostum. Demek ki hemşeriyiz. Ben de Tokatlıyım. Çevrecik seçimi de hayırlı olsun bu arada. Teşekkür ederim. Eyvallah dostum, hemşeriyiz. Elbette en güzel lafı sen söyledin, aynen öyle. Yozgat'tan yeni geldim. Dün Yozgat'taydım. Eyvallah, sağ olun. Arkadaşlar, sonu gelmez onun. 81 vilayetle hemşeriyiz. 86 milyon kardeşiz. Burada bir zaten sorun yok. Sözlerimi şununla tamamlayacağım.
Artık o haklı itirazın yerine bir inşa süreci koymak zorundayız. Memleketin derdi çok. Bu dertlere dermanı nasıl bulacağımızı söylemek zorundayız. Çünkü siz emekli olan arkadaşlarımız haklarını talep ettikçe, onlar ceplerini gösteriyorlar. "Para yok ki" diyorlar. Oysa yalnızca 2026 bütçesinde 2 trilyon 740 milyar TL'yi gözlerini kırpmadan faize yatırıyorlar. Demek ki bunlar iktisadi seçimler değil, aynı zamanda bir siyasi seçim anlamına geliyor. Bu tablo içerisinde bizim kaynaklarımızı çoğaltmak, daha adil paylaşmak, refahı bölüşmek üzerine bir politika organize etmemiz gerekiyor.
Bunları yaparken de sanayiyi yeniden üretebilir hale getirmek, tarımı yeniden ayaklarının üzerine dikmek zorundayız. Bakınız sadece son birkaç yıl içerisinde Türkiye'nin en geleneksel sektörü olan tekstil Mısır'a göçtü. Otomotiv yan sanayisi Fas'a göçtü. Türkiye Kanada'dan nohut, Hindistan'dan mercimek ithal ediyor. Arkadaşlar, bütün temel tarımsal ürünlerde kendine yeterliliğini kaybetmiş bir memleket. O halde bizim bütün bu tabloyu yeniden inşa etmemiz, tamir etmemiz, reforme etmemiz ve çalışır hale getirmemiz; Türkiye'yi yeniden üretir hale getirmemiz lazım. Gençlerimizi bu memlekete umut bağlayacak hale getirmemiz lazım. İnsanları yeniden evlenebilir kılmamız lazım.
Garip bir laf söylüyorum biliyor musunuz? Son 20 yıllık verilere bakın arkadaşlar. 20 yıl boyunca yılda evlenen insan sayısı aşağı yukarı aynı ama boşanan insan sayısı iki katına çıkmış. Bu, birdenbire çiftlerin arasındaki geçimsizlikten veya sorunlardan kaynaklanmadığına göre; bu iktisadi, siyasi, kültürel ortam bunlara vesile oluyor. Şunun sözünü veriyorum sizlere; hep beraber aslında birbirimize bunun sözünü verelim. Bu iktidarı değiştireceğiz. Bu iktidarı değiştirmek yalnızca A partisi gitsin, B partisi gelsin meselesi değildir. Biz aslında rejimi değiştireceğiz. Halkın iktidarını kuracağız. Mesele budur.
Bunu bize yaptırmamak için diyorlar ki, "Sen bütün belediyeleri kazanırsan belediye başkanlarını tutuklarız. En hızlı koşanınız Ekrem İmamoğlu'ndan başlayarak tutuklarız." Tutukladılar... Sandılar ki çökeceğiz. Bir tek küçük parantezi açayım burada. Ekrem Başkan gözaltına alındı. Öğleyin Saraçhane'de toplandık. Miting yapma kararı aldık ama topu topu 5.000 kişiyiz. Tarihi yarımadada her tarafı kapatmışlar. Gemi seferleri, otobüs seferleri, metro seferleri, her şey durdurulmuş. Bir yasak kararı alınmış ama gözümüzle de bakıyoruz, "Kim gelecek acaba?" diye. İşte orada İstanbul Üniversitesi'nin gençleri barikatları yıka yıka geldiler. Önce gençlere teşekkür ederiz.
Sonra bir asli hukuk kararı üzerinden partiye el koydular. Sonra dediler ki, "Arabanız yok, mal varlığınız yok, paranız yok, otobüsünüz yok. Nasıl siyaset yapacaksınız?" Şunu tahmin edemediler: Otobüsün üzerinden çok konuşma yaptık. Vallahi böyle halkı da tepeden görüyorsun falan ama bankın üzerinden konuşma yapmanın tadına doyulmuyor. Gerçekten tadına doyulmuyor. Şimdi de bize diyorlar ki, "Böyle devam ederseniz size de Silivri'nin yolları görünüyor." Çok açık söylüyorlar. Ben söyleyeyim arkadaşlar; bizim bir tane bayrağımız var. Bu bayrak artık partinin bayrağı değil, memleketin bayrağı. O bayrak elimizde. O bayrak yalnızca bir kişinin elinde değil, o bayrak milletin elinde. Gittiğimiz her yerde bunu görüyoruz. Hangimizi eksiltirlerse, o bayrağı hep beraber taşıyacağız. Hani demişler ya; Mersin'in yaylalarında bir tane Yörük'ün yaktığı çoban ateşi sönmediği sürece bu memleketi çökertemeyeceksiniz.
Şöyle anlatmaya çalıştım. Ekonomik sorunlarımız var, adalet sorunlarımız var, barış sorunlarımız var, umut sorunlarımız var. Ama şair şunu söylemiş: "Umuduna bin kurşun sıkılsa da bugün, unutma umutlara kurşun işlemez gülüm" demiş. Umudumuza kurşun işlettirmeyeceğiz. Bu memleketi hep beraber el ele kurtaracağız. Ara sıra Almanya'ya gidiyorum. Orada konferans vermeye davet ediyorlar. Ekoloji şahane, demokrasi şahane. İnsanlar yarınlarından bir umutsuzluk içerisinde değiller. Bir güven içerisindeler. Gece sokağa çıkarken korku duymuyorlar. Şuradan uçuyorsun 2 saatte Almanya'dasın. Arabaya binersen 11-12 saatte Almanya'dasın. Ortalama bir Avrupalının yaşadığını şu fani ömrümüzde biz niye yaşamayalım? Bir aileye bu koca memleket mahkum olabilir mi? Mutlaka, mutlaka başaracağız. Hepinizi çok seviyoruz. Çok teşekkür ederiz.