- Tunceli ve Ovacık belediyelerine de kayyım kararı çıkartıldı.
- Ahmet Özer hakkındaki suçlamalar kurmaca mı?
- Baskının gerçekleştirildiği saatte ellerinde tutuklamayı gerektiren bilgi yoktu.
- Aynı oyun İstanbul seçimlerinde de oynandı!
- Kayyım siyasetiyle iktidar bir şey kazanamıyor aksine kaybediyor.
- Ahmet Özer'in tutuklanmasından sonra AKP seçmeni de bize yöneldi.
- Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül hakkındaki suçlamalar neler?
- Kayyım atamasının arkasında bölgedeki altın madenine verilen ruhsat var.
- AKP'den CHP'li belediyelere kreş açma yasağı!
- AKP kendi seçim vaadine seçimlerden sonra yasak getirdi.
- AKP'lilere serbest CHP'lilere yasak!
- CHP'li belediyelerin kreş açma yasağına engel olamazsınız!
- Yusuf Tekin Züccaciye dükkanına girmiş fil gibi düşüncelerini açıkladı: Açılmış kreşleri kapatacağız.
💬 CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;
Sunucu: Evet, şimdi CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın bizimle birlikte olacak. Bu yoğun gündemden geçerken elbette ona da önemli sorularımız var; kreşler mesela... Çok önemli bir konu ama öncesinde kayyumlarla ilgili başlamak istiyorum. Çünkü ilerleyen dakikalarda, yaklaşık 10-15 dakika sonra, görevden alınan Ovacık Belediye Başkanı Sayın Mustafa Sarıgül bize uzaktan bağlanacak. Onun için Gökhan Günaydın ile de bu konuyla başlamak isterim. Sayın Günaydın hoş geldiniz efendim.
Gökhan Günaydın: Teşekkür ederim, hem size hem de stüdyoda bulunan arkadaşlara iyi yayınlar diliyorum, kolay gelsin.
Sunucu: Çok teşekkür ediyoruz. Size de kolay gelsin, yine son derece zorlu günlerden geçiyor CHP ve özellikle sizler. Kayyum konusuyla başlamayı istedim, biliyorsunuz siz de aynı dertle cebelleşiyorsunuz. En son Ovacık Belediye Başkanı benzeri bir süreç yaşadı. Az sonra dediğim gibi onunla da bağlantı yapacağız. Dün Tülay Hatimoğulları'nın ilgi çeken bir ifadesi vardı; "Ben de bu kayyum atamaları ile alakalı ilerleyen günlerde başka örnekler de yaşayabileceğimizi düşünüyorum" dedi. Siz nasıl görüyorsunuz, ne düşünüyorsunuz? İlerleyen zamanlarda baskıyla kayyum atamaları devam eder mi muhalefet belediyelerine?
Gökhan Günaydın: Buna devam etmez diye yanıt vermek mümkün değil. Çünkü mesele hukuki bir zeminde yürümüyor, siyasi zeminde yürüyor. Biliyorsunuz Anayasa'nın 127. maddesi İçişleri Bakanı'na, herhangi bir belediye başkanı hakkında soruşturma veya kovuşturma açılması halinde, bunun herhangi bir aşamasında geçici bir tedbir olarak ve kesin hükme kadar görevden alma yetkisi veriyor. Bu ne demek? Bir belediye başkanı hakkında bir soruşturma açılması halinde İçişleri Bakanı, herhangi bir ilave makamın dahli, müdahalesi olmaksızın bir görevden alma işlemini yapabiliyor. Dolayısıyla İçişleri Bakanı'nın orada daha evvel yaptığı görevden almalar var; bundan sonrasında yapmaz demek mümkün değil. Hatta yapma ihtimallerinin daha yüksek olduğunu söylemekte fayda var.
Üstelik de Anayasa'nın bu hükmüyle bağlı kalınmıyor. Çünkü 15 Temmuz darbesinden sonra OHAL KHK'ları ile memleketin yönetildiği dönemde çıkartılan bir KHK daha sonra yasalaştı. O KHK diyor ki; eğer soruşturma ve kovuşturma terör üzerinden açılmışsa, belediye meclis üyeleri arasından da bir seçim yaptırmam, 12 saatliğine Vali Yardımcısı yapıp arkasından Esenyurt'a kayyum olarak atarım, sonra belediye meclis üyelerinin işlevsiz hale getirilmesini sağlarım, üç tane de memur encümeni yanıma oturturum. Dolayısıyla eski Beyoğlu Kaymakamı ve üç tane memur encümen, koskoca 1 milyonluk Esenyurt Belediyesi'ni yönetirim diyor. Şimdi güya hukuki düzlem dediğimiz Anayasa ve yasa çerçevesi böyle olur ise, uygulamanın da daha iyi olmasını beklemek, özellikle iktidarda da Cumhur İttifakı var ise fazla saftillik olabilir.
Ha şunu söyleyeyim; elbette Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin onayından geçen bir teklif ya da tasarı şekil olarak bir kanun adını alıyor. Ama bu evrensel hukuka uygun mudur, değil midir meselesi hala bir temel sorun olarak varlığını koruyor. Başka bir deyişle, siz kanun devleti olabilirsiniz ama hukuk devleti olmayabilirsiniz. Yine ben Esenyurt örneği üzerinden vereyim; yani 28 belediye meclis üyemiz var bizim Esenyurt'ta, 14 tane AKP'li, 3 tane de MHP'li var ve bu 45 belediye meclis üyesinin hiçbirisi hakkında herhangi bir soruşturma, kovuşturma yok. Ahmet Özer hakkında yürütülen soruşturmanın kalitesini birazdan tartışalım, o ayrı bir sorun ve çok önemli olarak ona değinmeliyiz. Ama dönelim bu tarafa, bu insanların, 45 belediye meclis üyesinin (yani 14'ü AKP'li, 3'ü MHP'li, 28'i CHP'li) bunların hakkında yürüyen herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma yok. Ama siz pekala bunlardan herhangi birisinin belediye meclis üyesi sıfatıyla seçilmiş belediye başkan vekili olarak oraya atanmasına izin vermiyorsunuz ve bunu da bir Olağanüstü Hal KHK'sına bağlıyorsunuz. Şimdi biz buna, "Bu bir hukuki düzenlemedir, saygı duyalım" mı diyeceğiz, yoksa bunun hukuksuzluğunu, adaletsizliğini her yerde ortaya koyacak mıyız?
İlaveten de dönelim Ahmet Özer için de şunu söyleyeyim; her ne kadar CHP'li belediyeler söz konusu ise bize bağlı belediyeler olmayan belediyeleri de konuşmamız gerekir ama izin verirseniz ben Ahmet Özer üzerinden kısaca değineyim. Gözaltına alındığı gün, yani sabah evi basılarak saat 06.30'da gözaltına alınıp emniyete götürüldüğü anda savcılık tarafından öne sürülen iddiaların tamamını daha sonra tutuklamaya itiraz dilekçemizde belirttik. Dilekçemizi yanıtlayan Sulh Ceza Hakimi dedi ki; "Her ne kadar bunlar bunlar ileri sürülmüşse de bunlar tutuklamaya konu değildir, tutuklamaya gerek sayılamaz." E bundan dolayı gözaltına aldın ve tutukladın ya, bundan dolayı kayyum atadın ya! Sonra diyor ki Sulh Ceza Hakimi, arkasından çıkan bir gizli tanığın beyanları, o beyanların içeriği, zamanlaması ve atılı suçun alt ve üst sınırları itibarıyla değerlendirildiğinde tutukluluğun doğru bir karar olduğu ve adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı değerlendirilmiştir diyor. Ya sen gözaltına ve tutuklama yaptığın zaman bu gizli tanık dediğin insanın beyanı yoktu bile! Ayrıca o gizli tanık beyanlarının da ne derecede tutuklamaya konu olabileceği konusu tarafımızdan incelenmiştir; bunun da bir aslı astarının olmadığını hep beraber biliyoruz. Yani Sulh Ceza Hakimi'nin tutuklamaya itiraza verdiği tutuklamanın devamı kararında açıkça anlaşılıyor ki Ahmet Özer'i gözaltı yapacak, Ahmet Özer'i tutuklayacak, seçilmiş Ahmet Özer'in Esenyurt Belediyesi'ne kayyum atayacak herhangi bir kanıt ellerinde sabah 06.30'da baskın yaptıkları an itibarıyla yoktu. Sonra bu gizli tanık meselesini dosyaya eklediler ki belki buradan bir gerekçe üretebiliriz diye.
Şimdi biz buna bir hukuk kalitesi diyebilir miyiz? Bir bağımsız gözlemciyi tatmin edebilecek bir hukuki düzlemden söz edebilir miyiz? Yani ne belediye başkanlarının görevden alınması ne meclis üyelerinin seçilmesinin engellenmesi... Bakın bu saldırı nereden gelirse gelsin ve kime yönelirse yönelsin, azıcık hukuki bilgisi ve vicdanı olan herkesin bu işlere karşı çıkması lazım. "Bugün bana dokunmuyor" diyebilirsiniz, yarın döner size dokunur. Dolayısıyla burada ilkesel bir tutum takınabilmek çok önemli. Biliyorsunuz Türkiye Büyük Millet Meclisi bu ilkesel tutumu takındı, bundan dolayı da çok mutluyum. Onu da eğer programınız içerisinde değerlendirmek isterseniz açıklamak isterim doğrusu.
Sunucu: Elbette tabii ki isteriz. Şimdi belli ki Cumhuriyet Halk Partisi'nin seçimden sonraki o büyük kazanımı, akla dahi gelmeyen belediyelerin alınması, Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçmesi rahatsız etti ve hukuksuzluk üzerinden birtakım eylemlerle yapılan hizmetlerin, halka giden hizmetlerin engellenmeye çalışılıyor. Bunların içinde kreşler de var, az sonra değineceğiz. Peki bu denklem içerisinden hukuku çektiğiniz zaman elde çok az şey kalıyor yapılabilecek. Bu devam ettiği takdirde elbette herkes her şeyin farkında, neden yapıldığını da herkes anlıyor; buna bence AKP seçmeni de dahil. Ne kalıyor elde, ne yapılabiliyor?
Gökhan Günaydın: Burçin Hanım, Türkiye'de kayyum uygulamasını daha evvel yaptılar. Ben bir Ahmet Türk örneği göstereyim; 2014'te Ahmet Türk seçildi, görevden aldılar, kayyum atadılar. 2019'da daha büyük bir farkla seçildi, görevden aldılar, kayyum atadılar. Sonra 2024'te bir daha seçildi, yine görevden aldılar. Geriye Devlet Bahçeli'nin "O bir Kürt ağasıdır, bunlar niye yapılıyor" demesi kaldı. Şimdi ne ağasıdır bilmem ama seçiliyor, beğenirsiniz beğenmezsiniz. Eğer arkasında bir halk iradesi varsa ve bu sizin yaptıklarınız o halk iradesini daha da katılaştırıyor ise... İstanbul için değerlendiremez miyiz? İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni 13 bin farkla kazandık, mazbatayı vermemek için ellerinden geleni yaptılar. Sonra mazbatayı verdiler, 15 gün sonra mazbatayı iptal ettiler. Kimi atadılar kayyum olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne? Ali Yerlikaya'yı atadılar. Ali Yerlikaya şimdi İçişleri Bakanı sıfatıyla Beyoğlu Kaymakamı'nın Esenyurt kayyumluğuna atanmasının altında imzası olan İçişleri Bakanı. Kuşkusuz bu işleri organize eden salt İçişleri Bakanı değil, emrin yukarılardan geldiğini biz hep beraber biliyoruz. Peki bu İçişleri Bakanı ne oldu da kayyum olarak atandı?
Yani her yerde söylüyorum, bir kere daha söyleyeyim; Mustafa Kemal Atatürk'ün bir resmi vardı, fotoğrafı vardı asılmış duvarda. Onu Ekrem İmamoğlu özenle asmıştı, oradan bir mesaj veriyordu. Neydi o mesaj? Tokat'ın Turhal ilçesinde Mustafa Kemal Atatürk bir çiftçiyi dinliyor. Ama o çiftçi konuşurken Atatürk bütün dikkatiyle, espri yapmıyor, geçiştirme yapmıyor, derdini anlamaya çalışıyor. Sadece Atatürk değil, Atatürk'ün etrafında heyette kim varsa onlar da dikkatle dinliyorlar. Çünkü anlatana saygı duyuyorlar ve bu derde bir çözüm yaratmak lazım diye o saygıyla duyuyorlar. Bunun için oraya, o duvara konuldu o. Devlet adamı vatandaşa had bildirmemeli, vatandaş karşısında haddini bilmeli savı için o fotoğraf oraya konulmuştu. Tabii Ali Yerlikaya'nın ilk icraatı o fotoğrafı oradan kaldırıp depoya göndermek oldu.
Sunucu: Bu fotoğraftan bahsediyorsunuz sanıyorum Sayın Günaydın, lafınızı kesmek zorunda kaldım, bu fotoğraf galiba...
Gökhan Günaydın: Evet, evet, evet, bu fotoğraf. Yani çok etkileyicidir. Biraz daha geniş açı alırsanız, heyettekilerin de hepsinin o yani çalışmaktan elleri nasırlaşmış, avurdu içine geçmiş olan o çiftçi kardeşimizi nasıl dikkatle izlediklerini görürsünüz, dinlediklerini görürsünüz. Şimdi bu depoya giden resim ne zaman depodan geri geldi? Yalnızca iki ay sonra sandıklar yeniden konuldu, 13 bin fark 800 bin farka çıktı. Ali Yerlikaya vilayetine geri döndü, fotoğraf depodan yerine geri geldi. Sonra ne yaptılar? Sonra bu iftiralara aynen devam ettiler. Yani önce "çaldılar" diyorlardı, sonra "terörist" dediler, sonra "hizmet etmiyor" dediler, sonra "Rum Pontus" dediler, demedik bırakmadılar.
2024'e çıktı, bunları niye anlatıyorum? Demek ki iftira siyasetiyle, demek ki kumpas siyasetiyle, demek ki kayyum siyasetiyle iktidar partisi hiçbir şey kazanamıyor, daha hızlı kaybediyor. Şimdi siz bize soruyorsunuz "Ne yapacaksınız?" söyleyelim: Bir hukuki düzlem varmış gibi İdare Mahkemesine dava açıyoruz, onun yanında Anayasa Mahkemesine gidiyoruz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidiyoruz. Yani yapılması gereken ne varsa hepsine dair başvurularımızı yapıyoruz. Şimdi hem hukukçu arkadaşlarımız var hem sevgili Ahmet Özer'in kızı da bir meslektaşımız, avukatımız, hep beraber bu çalışmalar yapılıyor.
Peki sonra ne olacak? Eğer hukuki işlemlerden umalım ki sonuç aldık, sonuç alamazsar 15 gün boyunca her gün 4 milletvekilimiz orada nöbete gitti. Sonra ikinci 15 gün başladı, her gün 4 milletvekilimiz orada olmaya devam ediyor. Bunun yanında diğer siyasal partilerin milletvekilleri de geliyorlar, nöbete destek veriyorlar. Ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulunu bir ay içerisinde iki kere peş peşe Esenyurt İlçe Başkanlığında topladı. Bu son derece önemlidir; bir ilçe başkanlığında MYK toplantısı yapılıyor. Bugün 81 il başkanımız, Türkiye'nin 81 ilinden gelen il başkanımız İstanbul'da yine Esenyurt'ta il başkanları toplantısı yaptılar. Dün de Esenyurt Meydanı'nda hep beraber alana çıktılar. Marmara ve Trakya bölgesinin 10 ili, birer gün arayla tüm seçilmişleriyle Esenyurt'ta oluyor. Ne demek tüm seçilmişleri? İl başkanı, ilçe başkanları, belediye meclis üyeleri, belediye başkanları, eğer büyükşehir değilse il genel meclis üyeleri... Böylece bir dayanışmayı ortaya koyuyoruz ve "Bizim belediyemizi elimizden aldınız kumpasla bu işi yaptınız, Cumhuriyet Halk Partisi bunu sineye çekmeyecek" mesajını veriyoruz.
Tabii bu da şunu da getiriyor Burçin Hanım, bir cümlemi tamamlayayım sorunuzu alayım; yapılan son anketler Esenyurt halkının yüzde 81'inin kayyum uygulamasına karşı olduğunu gösteriyor. Peki Ahmet Özer ne kadarlık bir oy farkıyla kazanmıştı Esenyurt'u? Yüzde 51'lik bir oy farkıyla kazanmıştı. Demek ki son seçimde Ahmet Özer'e Esenyurt halkının yarısı oy vermiş yarısı oy vermemiş ama en yakın rakibine iki katından fazla fark atmış. Şimdi ona 8 ay evvel oy vermeyen AKP'li, MHP'li yurttaşların bir kısmı da Ahmet Özer'in görevden alınmasını yanlış görüyor, işte bu Türk halkının feraseti. Bu bağlamda biz her türlü çalışmamızı; bilimsel çalışmamızı, siyasi çalışmamızı, hukuki çalışmamızı en etkin bir şekilde sürdüreceğiz. Belediye başkanlarımızın yanında olacağız, hiçbir belediye başkanımız kendisini yalnız hissetmeyecek, halkımız kendisini yalnız hissetmeyecek ve bunların her birinin sonucunun milletin iradesinin tecelli etmesiyle sonuçlanacağını yaşayarak göreceğiz.
Sunucu: Gökhan Bey, yalnız şöyle bir şey var; Türkiye'de ilk defa sadece PKK terör örgütüyle iltisaklı olduğu iddiasıyla kayyum atanmadı ya da belediye başkanları görevden alınmadı. Ben bir örnek vereceğim; 2016 yılı Ağustos ayı, 4 tane AKP belediye başkanı görevden alındı. Erzurum Aşkale, Giresun Çamoluk... Fethullahçı Terör Örgütü ile iltisakı olduğu gerekçesiyle, Fethullahçı Terör Örgütü'ne üye oldukları gerekçesiyle görevden alındılar. Sonrasında ne oldu biliyor musunuz? Kayyum atanmadı. Terör örgütüyle irtibatlı olduğu gerekçesiyle görevden alındılar, bütün meclislerde AKP'nin çoğunluğu vardı ya, bir Belediye Başkan Yardımcısı ya da meclis üyelerinden birisi belediye başkanı olarak seçildi. Dolayısıyla diyelim ki ortada AKP'nin iddia ettiği gibi bir bağlantı var ve bu uygulanıyor, fakat hukuki bir zemin yok, dolayısıyla kayyum atanıyor. Peki ortada hukuki bir zemin yokken siz, biz de takip ediyoruz gazeteci olarak, hem burada gittik hem diğer illerdeki gelişmeleri takip ediyoruz, CHP'nin yaptığı çalışmaların farkındayız; o nöbetler, toplantılar, hukuki olarak girişimleriniz... Peki bu kayyum politikalarına karşı normalleşme politikaları bir arada yürür mü? Bu ikisi aynı anda ilerler mi sizce? Sayın Günaydın'a söz verelim, öncesinde Sayın Mustafa Sarıgül, Ovacık Belediye Başkanı katıldı yayınımıza. Hoş geldiniz efendim.
Mustafa Sarıgül: Hoş bulduk, Sayın Günaydın'ın cevabından sonra hemen sizi dinleyeceğim.
Gökhan Günaydın: Buyurun, bakın böylesine bir önemli konuyu normalleşme meselesi ve bu çerçeveyle beraber değerlendirmenin çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Defalarca bu sorulara cevap verdik. Yani Türkiye'de insanlarla beraber oturmak, konuşmak başka bir şeydir, mücadele etmek başka bir şeydir. Müzakere etmek mücadele etmeyi ortadan kaldıracak bir şey değildir. Kaldı ki benim buradaki şahsi görüşlerim de çok açık; böylesine açık bir hukuksuzluk varken orta yerde, hani iç siyasi tartışmalara girmenin bir anlamı olduğunu düşünmüyorum ben.
Caner Taşpınar: Evet, burada Gökhan Bey'e bir soru sormak istiyorum. Gökhan Bey, şimdi Esenyurt olayını detaylı bir şekilde anlattınız. Şimdi bir de kreş olayı ortaya çıktı biliyorsunuz. Yasa dışı medreseler falan dururken İBB'nin ve diğer büyükşehirlerin açtığı kreşlere göz diktiler. Ama sonra bir yalanlama da geldi; "Yok biz anaokullarını falan kastettik" dendi. Şimdi Esenyurt kreşleri esas, çünkü İBB yani onu da detaylı biliyorum, onu da yönetici sorumluluğu, başarılı yöneticilerinden İBB'nin Mahir Polat kreşlerden sorumlu ve çok da iyi götürüyorlar açıkçası işi. Şimdi kreşler olayı var. Geçen hafta yine ilk bir Ekrem İmamoğlu'na soruşturma açıldı. Aslında Ahmet Özer olayına baktığımız zaman onun da dinlemeleri, en son dinleme Ekrem İmamoğlu'nun başdanışmanı olduğu dönemde başlıyor, yani Kasım 2023'te başlıyor dinlemeleri. Bir ahmak davası var, Beylikdüzü'nde süren bir dava var. Baktığımız zaman bir İmamoğlu korkusu var açıkçası ve tamam isimler başka ama esas hedef sanki başka biri, açık açık söyleyeyim; Ekrem İmamoğlu. CHP'nin buna yönelik bir planı var mı ya da ne yapmaya çalışıyor iktidar? İki soru sorayım.
Gökhan Günaydın: Evet, önce kreş meselesine ilişkin birkaç şey söyleyeyim. Ekrem İmamoğlu Belediye Başkanı seçildiği zaman 150 kreş yapacağına yönelik bir söz verdi topluma ve bu çok kolay bir şey değildi. Çünkü bunların her birinin bir altyapısının, yani bir Fen İşleri boyutunun, ayrıca bir hukuki boyutunun organize edilmesi gerekiyordu. O zaman Genel Sekreter Şengül Hanım'la beraber başlandı çalışmalar ve önemli çalışmalar da gerçekleştirildi. 150 kreşe ulaşmış bir İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden bahsediyoruz ve ilçe belediyeleriyle beraber toplam bu dönemde 300 kreş açmış bir İstanbul'dan bahsediyoruz.
Now yazı var elimizde, Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü Çevre Bakanlığı'na yazıyor, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın yerel yönetimler birimi de belediyelere yazıyor. Bir böyle bir yazı var. İki, bu yazının hemen arkasından Fahrettin Altun'a ait, beraber onun altında çalışan Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nin yayınladığı "kreşleri kapatacağız yalanı" diye bir açıklama var. Bir de Yusuf Tekin'in, Milli Eğitim Bakanı'nın açıklaması var. Bu üç açıklamayı metin olarak yan yana koyun, üçü de birbirini çürüten açıklamalar. Yani arkadaşlar bu kadar dezorganizeler. Peki mesele ne? Yazı şunu söylüyor, diyor ki; "Kreşlerde çeşitli denetimler yaptık, bu kreşlerin, okul öncesi eğitim kurumlarının bazı etkinliklerini ve eğitim öğretim faaliyetlerini yaptıklarını gördük. Bunu yapamazlar. Bu bağlamda yeni kreşlerin açılmasına engel olunması, eskilerinin mezkur yasaya göre, açıklarının da mezkur düzenlemelere, mevzuata göre muameleye tabi tutulacaklarının kendilerine bildirilmesi..."
Şimdi buradan ne anlıyorsunuz? Şimdi ben soruyorum Milli Eğitim Bakanlığı'na: A, kaç tane kreşi denetlediniz? B, bu denetlemede kreş boyutunu aşıp da okul öncesi eğitim kurumlarının etkinliklerine, eğitim öğretim faaliyetlerine ilişkin bulgunun adı soyadı ne? Bana bir anlat bakalım. Yani ne oldu da bunlar kreş faaliyetinin üzerinde iş yapmışlar, bunu da bir söyle. Üç, "yeni kreş açılmasına engel olacağız" diyorsun. Yani bu ne demek? Hiçbir CHP'li belediyeye kreş açtırmayacak mısın? Yani bütün belediyelerin hepsi mi senin iddia ettiğin gibi kreş faaliyetinin üzerinde faaliyet yapıyorlar? Bu da ne demekse, birazdan bunu açarız.
Caner Taşpınar: Evet Gökhan Bey, içeriden bir bilgi alabildiniz mi? Denetim var mı, yapılmış mı? Yani önceden Milli Eğitim Bakanlığı'nın denetlediği kreş sayısına dair...
Gökhan Günaydın: Ben muhatap olmadım ama daha bugün konuştuğum bir belediye başkanı dedi ki; "Bize geleceklerdi, hani böyle geliyoruz diye haber vermişler ya, biz de bir yazı yazdık; hangi kanun çerçevesinde, nasıl bir denetleme yapmak istiyorsunuz onu görelim, ona göre izin verelim size demişler. Ondan sonra da bir görüşme olmamış." Yani ben toplam 650 kreşin %5'ine bile gittiklerini sanmıyorum, yani bunu söyleeyim. Tabii devletin rakamlarını açıklaması gereken Milli Eğitim Bakanlığı'dır, bunlar açıklarlar. Ben onların yerinde olsam bir kamusal iletişim olarak "Şu kadar denetim yaptık, bu denetimlerde de teker teker şu bulguları bulduk" dersiniz de ondan sonra mesele tartışılabilir bir boyuta gelir.
Yani bir kere daha ifade ediyorum, o 650 kreş kapsamının ben çok azının denetlendiğini düşünüyorum ve bu denetlemede de kreş ne yapmış ki okul öncesi eğitim kurumunun faaliyet alanına girmiş, bunu da bizim önümüze bir koyun. Peki diyelim ki X belediyesinde böyle bir şey var, sen Y belediyesine ne hakla kreş açmayacaksın diyebilirsin? Hangi yetkiye dayanarak bunu söyleyebilirsin? Yani sen belediyenin elindeki kreş açma yetkisini ne hakla engelleyebileceğini düşünüyorsun? Bakan olmak sana her türlü hukuk üzerinde bir hak mı veriyor? Peki mevcutlara gelelim, mevcutlara hangi tebligatı yaptın ki bunlara ilişkin bir uygulama yapacaksınız?
İdarenin her türlü iş ve işlemi idari yargının denetlemesine açıktır. Yusuf Tekin, hani millete "Sen hiçbir şey bilmiyorsun" diye atıp tutuyorsun ya, bir bakanın sahip olmaması gereken bir üsluba sahipsin ya, biz de sana söyleyelim: İdari yargının denetimine açık bir şekilde iş ve işlem tesis edeceksin ki biz ne yapmaya çalıştığını göreceğiz. Buna göre 'olur' diyeceğiz, 'olmaz' diyeceğiz. Dolayısıyla böyle bir şey... Sonra tabii kamuoyunun çok haklı ve çok yükselen bir tepkisi oldu ya, akla aykırı bu. Sen bu memlekette kreş açığı olduğunu görmüyor musun? Özel kreşler ateş pahası, millet çocuğunu veremiyor, daha uygun fiyatlarla belediyeler bu açığı kapatmaya çalışıyor. Bir teşekkür et, bir teşekkür et! AKP yapmıyordu, CHP'liler geldi, 150 tane kreşe ulaşmışlar İstanbul'da yalnızca İBB, ilçelerle beraber 300'e ulaşmış. İşte Ankara 30 civarında açtığını söylüyor, bunlara bir teşekkür et önce. Arkasından da de ki; "Benim yapabileceğim, işlerinizi kolaylaştırmak için yapabileceğim ne var?" Sen "Bunları kapatırım" diye anlatıyorsun. Tabii oradaki çocuklar ve onların velileri de diyor ki; "Ya bir dakika, bu nasıl bir iş? Yani bize yapılan hizmeti engellediğin zaman CHP'yi mi cezalandırmış oluyorsun, belediyeyi mi cezalandırmış oluyorsun, yoksa bizi mi cezalandırmış oluyorsun?"
Bu reaksiyon çok hızla yükselince derhal bir açıklama yaptılar. Neymiş efendim, kreşleri kapatmak gibi bir dertleri yokmuş, kreşlerden işte yetki alanının dışına çalışanlara ilişkin bir şey söylemişler, demişler... Ya ben gene senden bir şey anlamıyorum. Yani "yeni kreş açtırmayacak" demek ne demek? "Mevcutları mezkur düzenlemelere uygun hale getireceğim, buna göre işlem yapacağım" demek ne demek? Ne demek bütün bunlar? Ayrıca Yusuf Tekin ne diyor, bugün gene açıklama yaptı, Allah'tan o hani züccaciye dükkanına girmiş bir fil gibi fikirlerini açıkça ortaya koyuyor eğip bükmeden, o da dedi ki: "Kapatacağız biz bunları." Yani bakın ben bir şey söyleyeyim, hani böyle karşılıklı restleşerek, ileri geri konuşarak siyaset olmaz. İnsanlar siyaset adamlarından, siyaset insanlarından ciddiyet bekliyorlar. Siyaset insanlarından hizmet etme konusunda bir ortak akıl bekliyorlar. Dolayısıyla o "kapatırım", biz "kapattırmayız" ve izana davet ediyorum, kreşleri kapatmak gibi bir şeyi aklınızın ucundan bile geçirmeyin. Ben senin yerinde olsam döner derim ki; "Ya Cumhuriyet Halk Partili belediyeler şakır şakır açıyorlar da AKP'li belediyeler niye açmıyorlar?" diye bakarım.
Dönerim senin soruna... Hatırlarsanız zaten seçim öncesi Murat Kurum'un kendisinin 7/24 kreş vaadi vardı hatırlarsanız, kendisi eğer İstanbul İBB başkanı olsaydı böyle bir vaatte de bulunmuştu yanlış hatırlamıyorsam. Yani tabii o da kendisi adına bir başka önemli bence skandal. Evet, belediye başkanı adayı meydanlarda "Kreş açacağım, kreş açacağım" diyordu. Oysa biz kreş açmıştık, kent lokantalarını kötülüyorlarsa onlara geri adım attırdı. Şimdi İstanbul'da "Kreş açacağım" diye söz veren Murat Kurum, şimdi diyebilir ki: "Onu ben imzalamadım." Doğru, Murat Kurum'un imzası yok da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yerel Yönetimler Genel Müdürü'nün imzası var, ona da hatırlatalım; o imzaları o genel müdürler bakan adına atıyorlar kardeşim. Dolayısıyla o imzalar senin imzandır. Dönüp bakan yapılınca bu kez de açılmış kreşleri kapatmaya çalışıyorsun, bu yazıyı Milli Eğitim Bakanlığından aldığın yazıyı aynen belediyelere dağıtıyorsun. Ya bütün bunlar hani siyasetin olması gereken ciddiyetinden çok uzak görüntüler, hakem halktır, halk bunlara ilişkin kanaatini oluşturuyor zaten.
Caner Taşpınar: Evet, yani böyle bir istihdam, kadının istihdamı ile alakalı da bir problem aslında. Yusuf Tekin'in ana hedeflerinden biri de belki de budur; kadını iş hayatından etmek. Dolayısıyla buna ne sizlerin ne de halkın izin vereceğini düşünmüyorum. Buyurun arkadaşlar bu arada ben de, 4 yaşında bir kızım var, kreş konusunda çok yakından da bildiğim, takip ettiğim bir konu. Bu arada İBB'nin de kreşine de fırsat olmuştu, oradan da faydalanma imkanımız da oldu. Daha sonrasında adres değişikliği nedeniyle değişti ama gerçekten Gökhan Bey'in söylediği gibi, özellikle İstanbul'da, büyükşehirlerde çok yüksek fiyatlar var ve bu nedenle belediyelerin yapmış olduğu bu hizmetler vatandaşa gerçekten çok büyük bir destek sunuyor. O nedenle de çok önemli, o nedenle de tepki bu noktaya geldi.
Ben de şunu düşündüm; şimdi bu yazılar, işte Gökhan Bey'in bahsettiği yazılar elimde zaten, ekrana da getirdik bu yazıları. Şimdi okurken bir tespit konusu var, ben de oraya takıldım, dedim ki; "Ya bu tespit nasıl yapıldı?" Sonra dedim ki; "Burada sonuçta belediyeler diyor, tamam belediyeler acaba yani bunu yapan AKP'li belediyeler var mı, buna bakalım" diye bir araştırma yaptık. Gazete Pencere'de Leyla Aydoğan arkadaşımız bu konuyla ilgilendi. Şimdi mesela ekrana da getirebiliriz, Gaziantep Belediyesi'nin direkt 'Anaokulu, Anaokulu' diyerek açtığı belediyenin okulu var. Aradık, sorduk, dedik ki bu okulda... İlçe Milli Eğitim'i aradık, İl Milli Eğitim'i aradık; "Sizinle bağlantılı mı?" "Yok, değil, belediyeyle." Belediyeyi aradık, dedik ki; "Bu okulla siz mi ilgileniyorsunuz?" "Evet, okul öncesi eğitim veriliyor, anaokulu eğitimi veriliyor." AKP'li belediye... Now dolayısıyla bu yazıların samimiyeti şu noktada; burada da zaten şu anda fotoğraflarda da görüyorsunuz, Sayın Fatma Şahin'in açılışında direkt orada 'Anaokulu Açılışı' diye bahsediliyor.
Aynı şekilde İstanbul'da da var örneği; İstanbul'da da Bahçelievler Belediyesi'nin, AKP'li... Burada bakın Özlem Zengin de orada, Bahçelievler... Bu gördüğünüz anaokulu yazıyor direkt, Özlem Zengin de orada, Bahçelievler Belediye Başkanı Hakan Bahadır da orada. Zaten direkt 'Anaokulu' adıyla ve aradık sorduk tek tek, verilen eğitim okul öncesi eğitimi, direkt anaokulu ve bizzat sorumlu olan belediye. Dolayısıyla şimdi burada Milli Eğitim Bakanlığı bu yazıları yazarken samimiyet burada ortaya çıkıyor. Ya o halde siz bir şeyi tespit ettiyseniz, araştırdıysanız, incelediyseniz burada direkt belediye anaokulu olarak burada kurumunu kurmuş, eğitim veriyor. Orada hiç Milli Eğitim'i arıyoruz, İlçe Milli Eğitim, İl Milli Eğitim diyor ki: "Yok, bizle bağlantısı yok" diyor. Kendi öğretmenini, kendi müfredatını oraya ortaya koymuş.
E şimdi baktığınız zaman İBB'de de kreş 'Yuvam İstanbul', yani orada meseleyi tamamen kadınların çalışması üzerinden ki zaten İmamoğlu da bu projeyi açıklarken tamamen kadın istihdamı üzerinden, kadınların çalışma hayatında olması açısından bir destek, şehirde yaşayan vatandaşa bir destek olarak açıklamış. Burada da çocuklar bu şekilde bir yuva, bir kreş şeklinde faaliyet gösteriyor. E bu şimdi o halde tespit bu, nasıl tespit edilemiyor? Bu nasıl tespit edilemiyor? Bundan bilginiz var mıydı Sayın Günaydın, Gaziantep'te Caner Taşpınar'ın bahsettiği okuldan?
Gökhan Günaydın: Hayır, bence Caner Bey çok iyi bir gazetecilik yapmış, aradaki farkı da çok iyi ortaya koyuyor. Çünkü kreş 0-3 yaş çocuklar için ve belediyeler Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı üzerinden yürüyen bir uygulama. Anaokulu deyince Milli Eğitim Bakanlığı'na geçiyor ve 3 ve 6 yaş arası oluyor. İşte orada Gaziantep Belediyesi'nin 'Gündüz Bakımevi ve Anaokulu' demesi bir kere kavramsal olarak soruna yol açıyor. Çünkü birinin denetimi bir başka kurumda, öbürünün denetimi bir başka kurumda. Gaziantep burada iki ayrı okuldan bahsetmemiş, tek okula böyle bir ad vermişler. Şimdi Gaziantep'e yönelik herhangi bir yaptırımın yok, Cumhuriyet Halk Partili belediyelere yönelik bir yaptırım uygulamaya kalkışıyorsun.
Biraz evvel de söylediğim gibi, bütün bunlar düzenlenebilir. Bütün bunlar akılla, mantıkla ve objektif bir çerçevede bakanlıklarla belediyeler bir araya gelerek varsa eksik gedik tamamlanır. Ama böyle dönüp de Cumhuriyet Halk Partili belediyelere "Sana kayyum atayacağım, senin kapatacağım..." Ya Allah akıl fikir versin, yani böyle siyaset yapılmaz! Halkla inatlaşan kimse siyasette galip çıkamaz. Evet, biz siyaseten birbirimizle uğraşırken bile bunun bir kalitesinin olması lazım. Siyasetçinin söylediği sözün, davranışının bir düzeyinin olması lazım. "Kapatayım da gör, kapatacağım..." Resmi yazılar, yalanlamalar... Yani orada bakın ben, hani uzun yıllardır tanırım kendisini, uzun yıllar beraber çalıştık. Ovacık halkının her seferinde oyunu alarak seçilen bir belediye başkanı, halkın içerisinde çalışan bir insan olduğunu da çok iyi biliyorum. Şimdi başına herhangi bir şey gelmesin ama ifade edelim; Ahmet Özer soruşturma başında tutuyorsun evet ve ilk derece mahkemesinin sonucunu bekleyince kayyum atamasını bir hafta içerisinde yapıyorsun aslında. Hem Ahmet Türk örneğinde ne görüyorsun? İlk derece mahkemesi kararından 4 ay sonra bunu yapıyorsun. Ya şimdi bunun bir standardı yok, keyfiyeti çok.
Sonra Ersin arkadaşımızın söylediği gibi terör örgütü iddiasında bulunuyorsun. Terör örgütü TCK'nın 314/2'si, terör örgütüne üyeliği düzenleyen madde. Orada FETÖ ayrı, PKK ayrı, DHKP-C ayrı, öbürü ayrı falan değil. Sen bunlardan muhatap olan ve yargıladığınız OHAL KHK'sı çıkmamıştı, o hal KHK'sı o zaman yasa haline dönüşmemişti. Yani yalanın ve mazeretin sonu yoktur. Bir kere daha ifade edelim, zaten sırası gelmişken de söylemekte büyük memnuniyet duyuyorum. Bakın Burçin Hanım, sevgili arkadaşlar; Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 15 siyasal parti temsil ediliyor, bunlardan altısının grubu var, yani 20'den fazla milletvekiline sahip. Geriye kalan dokuzunun ise grubu yok, milletvekilleri grupsuz olarak orada çalışıyorlar. Cumhur İttifakı 4 siyasal partiden oluşuyor: AKP, MHP, HÜDA PAR ve DSP. Bu 4 siyasal partinin dışındaki 11 siyasal parti, gerek gruplarıyla gerekse grup olmayan milletvekilleriyle kayyum düzenlemesine karşı ortak önergeye imza attılar ve onlar dediler ki: "Bu kayyum düzenlemesi antidemokratik. Biz farklı müktesebatlardan geliyoruz; kimimiz sağcıyız, kimimiz solcuyuz vesaire vesaire ama bütün bunların adaletsizliği karşısında mutabıkız ve ortak kanun teklifi vererek bunun demokratik bir düzleme dönüştürülmesini istiyoruz" dediler.
E şimdi ben buradan sesleniyorum; Cumhur İttifakı her gün bağırıp duruyor, "Cunta 12 Eylül anayasasıyla mı bu memleket yönetilecek?" Ya sen memleketi demokratikleştirme heveslisin, öyle mi? Yani biz seni yanlış anlamışız! Peki derhal şu 11 partinin verdiği kanun teklifine bir destek verin de bunun kanunlaştırılması sağlansın. Böyle seçilmiş insanlara suçlu muamelesi yapılmasın kardeşim. Evet, hukukun bir kalitesi olsun, hukuk araçsallaştırılmasın. Hadi hep beraber görelim.
Sunucu: Gökhan Bey, bu noktada şunu soracağım; yani burada çok bir dakika vaktim kaldı, özellikle yönetmenim uyarıyor, özür diliyorum. Sayın Günaydın, Sayın Sarıgül, çok çok teşekkür ediyoruz efendim. Zorlu zamanlar dediğimiz gibi, çok haklısınız, süre hızlı geçti. Konu çok fazla ama süre hızlı geçti. Çok teşekkür ediyorum efendim. Caner Bey, siz bana telefonda iletirseniz sorunuzu, daha sonra konuşuruz sizinle, kusura bakmayın. Çok teşekkür ederim. Mustafa kardeşim hem sana hem tüm Ovacık halkına geçmiş olsun diliyorum, her zaman yanınızda olduğumuzu da ifade ediyorum. Evet, çok teşekkürler, sağ olun efendim. İyi akşamlar.