Gökhan Günaydın'dan İBB Operasyonları ve Davalar Hakkında Sert Açıklamalar
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) çalışanlarına ve yöneticilerine yönelik yürütülen soruşturmalar, sabah baskınları ve tutuklama kararları hakkında çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. İBB'de görev yapan şehir plancıları Ramazan Gülten ve Gürkan Akgün'ün yanı sıra Murat Ongun ve Ekrem İmamoğlu'na yönelik hukuki süreçlere değinen Günaydın, yargının siyasallaştığını ve ikili bir hukuk sisteminin uygulandığını dile getirdi.
"BİZ KAMU YARARI DEYİNCE AKAN SULARI DURDURAN İNSANLARIZ"
İBB çalışanlarına yönelik gerçekleştirilen gözaltı kararlarına tepki gösteren Gökhan Günaydın, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) kökenli şehir plancılarının hedef alındığını belirtti. Ramazan Gülten’in Üsküdar sahilindeki kaçak yapılarla mücadelesini hatırlatan Günaydın, kamusal alanları halka açan bürokratların cezalandırılmak istendiğini savundu. Günaydın, şehir plancısı Gürkan Akgün’ün duruşmadaki savunmasına da değinerek meslek ilkelerine bağlı kalan isimlerin yıpratılmaya çalışıldığını ifade etti.
"BU İNSANLAR NİYE TUTUKLU YARGILANIYORLAR?"
Ceza avukatlığı geçmişine atıfta bulunarak tutuklu yargılamaların hukuki gerekçeden yoksun olduğunu belirten Günaydın, AKP döneminde benzer iddialarla karşılaşan isimlere gösterilen tolerans ile muhalefete uygulanan tutumu kıyasladı. Yargıda çifte standart olduğunu ifade eden Günaydın, Melih Gökçek örneğini vererek savcılığın davet usulüyle ifade alırken İBB çalışanlarına sabah baskınları düzenlemesini eleştirdi. Günaydın, cezaevinde ağır koşullar altında tutulan 53 kişinin derhal tahliye edilmesi gerektiğini belirtti.
"ÇÜNKÜ HERKES YAPILAN İŞİN NEYE HİZMET ETTİĞİNİ GÖRÜYOR"
Yargı operasyonlarının zamanlamasına dikkat çeken Günaydın, süreçlerin tamamen siyasi takvimle örtüştüğünü dile getirdi. Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşlarının hedef alınmasının arkasında seçim yenilgilerinin yattığını vurguladı. Yargı kararlarının borsa ve piyasalar üzerindeki olumsuz etkilerine değinen YENİ Parti Grup Başkanvekili, adalet sisteminin tarafsız ve yansız çalışması gerektiğinin altını çizdi.
💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;
Bu sabah İBB'den 14 kişi gözaltına alındı. 13 bin liralık scooter meselesinden dolayı bir kamu zararı olduğu iddiası var. Ve rapor 3 yıl öncesine dayanıyor. Aslında bu bilgi bugün olan biteni de ortaya koyan bir şey. 3 yıl önce 13 bin liralık kamu zararı olduğu iddiasıyla başlatılan bir incelemede, scooter'la ilgili bir incelemede bugün 14 kişi gözaltına alındı. İBB'ye yönelik ne varsa büyük bir hevesle sabah baskınları, gözaltılar ve Silivri'ye uzanan hikayeler. Şimdi Gürkan Akgün, Ramazan Gülten... İki tane ortak özelliği var: İkisi de şehir plancısı, ikisi de Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin yöneticiliğinden gelen insanlar. TMMOB ile yolu kesişmiş olan herkes şunu bilir; ben de TMMOB'da oda başkanlığı yapmış olan bir insanım. Biz kamu yararı deyince akan suları durduran ve asla kişisel herhangi bir hesabın içinde olamayacak insanlarız. Kendimi de buraya katarak söylüyorum.
Şimdi Ramazan Gülten'i nereden tanıyoruz biz? Ramazan Gülten'i; haramilerin Üsküdar'da "ecdattan kalma alan" dedikleri yerleri adeta kapışarak kafe, restoran yapmaları, kaçak yapı yapmaları, oradan dünyalıklarını kurmaları; onun üzerine gelen İBB yönetiminin yıllar süren mahkeme süreçlerinden sonra oraların yıkılmasına yönelik karar çıkartmasına rağmen, zabıta yanlarındayken çatı üstlerinden eşkıyaların ellerinde tüfeklerle insanları tehdit etmesi ve Ramazan'a da mafya bozuntularının saldırması ve yüzünde kanlarla Ramazan'ın fotoğrafından tanıyoruz.
Şimdi o Ramazan Gülten içeride, ona saldıranlar... Üsküdar sahili temizlendi ama kim bilir nereye gittiler, pislettiler ve kim bilir oralarda hangi kaçak yapıları yapıyorlar. Bunlar İstanbul'un bu tür kaçak yapılardan temizlenmesi, kamusal alanların açılması, insanların rahat denize girebilmeleri, rahat sahilde dolaşabilmeleri, insanların güvenlik içerisinde sıradan yaşamlarını sürdürebilmeleri, kentin ucuzlatılması için çalışan insanlardır. Dolayısıyla tabloyu buradan görmek lazım.
Gürkan'ın savunmasına tanık oldum. Tek farkı benim açımdan bir sakal bırakmış, tanımakta zorluk çektim ama şahane konuşan bir insan vardı. 100 metre olduğu için önce tanıyamadım, sonra kamera yaklaştırınca "A, Gürkan" dedim. Kelimelerin seçilmesi, cümlelerin kurulmasından şehir plancısı ve TMMOB'nin verdiği rahat izlenim vardı, ekol vardı. Ben de bu savunmayı dinlemekten gurur duydu mu önce bunu söyleyeyim.
İkincisi Murat Ongun. Murat Ongun bir medya yöneticiliğinden gelmiş, burada da Kültür ve Medya A.Ş.'de danışman olarak çalışmış olan bir insan. Murat'ın o söylediği, hani diyor ya "Kan değerlerimiz 15 yıl evveline döndü, aslan gibiyiz, taşı sıksak suyunu çıkartırız." Bunu şünün için söylüyor: "Ben burada sizden hastalık gerekçesiyle, moralimin bozulması gerekçesiyle vesaire 18 aydır tek başına bir kuyu tipi hücrede tutulmaktan dolayı yaşadığım inanılmaz geriye gidiş nedeniyle sizden bir tahliye beklemiyorum. Siz adaleti uygulayın. Adaleti uyguladığınız zaman sonuç neyse ben buna razıyım" diyor. Yani gerçekten eğilmeden, bükülmeden bir savunma yapma örneğidir.
Bizim de mahkemeden tek beklentimiz budur. Mahkeme eğmeden, bükmeden sadece Anayasada tanımlandığı gibi yasalara ve vicdani kanaatlerine göre karar versin. İnsanlar artık buralarda soruşturma açılması gerekir mi gerekmez mi, soruşturma gerekir ise tutuklu yargılanmaları gerekir mi gerekmez mi meselesine doğru yanıtlar verelim.
Bu insanlar niye tutuklu yargılanıyorlar? Hangisi kaçar? Hangisi delilleri karartır? Hangisi tanıkları baskılar? Bu insanlar tutuklu yargılanırken Melih Gökçek'e "Cuma günü gel de bir ifade ver" diyen yargıda ikili sistem kimi tatmin edebilir? Kime "Türkiye'de adalet vardır" duygusunu yöneltebilir ve bu duyguya insanları sevk edebilir? Dolayısıyla biz memleket iyi olsun, adalet de yerini bulsun diye bakan insanlarız.
Biz bugün savcılığın yaptığı bir işlemin siyaseten hangi zaman aralığında yapıldığına ilişkin bir yorum yapıyoruz. Bu bile çok acayip bir durum değil mi? Niye cumartesi yapıyorsun? Cuma günü geçsin işte, borsa kapansın... Sen yaptığın işten eminsen borsa bundan iyi etkilenir, öyle değil mi? Niye her yaptığından borsa olumsuz etkileniyor? Niye piyasa bunları olumsuz satın alıyor? Çünkü herkes yapılan işin neye hizmet ettiğini görüyor.
Bakın bugün burada Ekrem İmamoğlu yargılanıyor. Bir kere daha hatırlatayayım, başka her şeyden ari olarak herkes şunu düşünsün: Hangi gün tutuklandı Ekrem İmamoğlu? 23 Mart günü. 23 Mart neydi? Cumhurbaşkanlığı ön seçiminin oylamasının yapılacağı gün. Ya daha nasıl bir gösterge olabilir arkadaş? Anlatabiliyor muyum? Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları casus, öyle mi? Terörist, öyle mi? Yolsuz, öyle mi? Yani ben şunu söylüyorum: Bu yöneltilen suçlamaların aslında asıl kaynağının nereler olduğunu bu memlekette bilinciyle yaşayan herkes çok iyi biliyor. "Kişi kendisinden bilir işi" lafını unutmamak lazım. O nedenle bu insanlar bugün yargılanıyorlar.
Burada ne var? Burada İBB yönetimini 2019'da senden Mart ayında alan, haksız ve hukuksuz olarak iptal ettirdiğin, sonra Haziran'da bir daha alan, 2024'te 1 milyon farkla alan birisi var. Burada Murat Kapkıner dedi, örgüt üyesi olarak tanımlanıyor adam. Dedi ki: "Binali Yıldırım'ın kazanamadığı seçimlerde 'Gönül Belediyeciliği Kazandı' afişlerini ben astım" dedi. Yani Ekrem İmamoğlu'nun aleyhine ne iş varsa ben yaptım. "Şimdi ben Ekrem İmamoğlu'nun örgütüne üye olmakla suçlanıyorum" dedi. Ya bütün bunlar hani hukuk bilgisine falan gerek yok, azıcık vicdanı açık olan herkesin, azıcık da cesareti olan herkesin rahatlıkla görebildiği işlerdir.
Ha şunu ifade edeyim: Hiç kimse soruşturma ve kovuşturma süreçlerinden ari değildir. Yeter ki memlekette savcılar, sulh ceza hakimleri siyasete hizmet etmesinler. Yeter ki adalet yansız ve tarafsız olsun. Hâlâ 53 tutuklu var.
Ben bir kere, bakın ben ceza avukatlığı yaptım yıllarca. Hani siyaset şapkamı bir tarafa bırakıyorum, birkaç aşama düşünmemiz lazım: Buralarda gerçekten bir soruşturma konusu olabilecek suç var mı? Soruşturma yapıldıysa iddianameyle kovuşturmaya geçilmesini gerektirir bir şey var mı, yoksa KYOK kararı mı verilmeliydi? İddianame düzenlendi, dava açıldı; bu dava tutuklu yargılanmayı gerektirir bir dava mıdır? Bütün bunların hepsinin cevabını vermeden sadece "Bugün kaç kişi bırakılır?" sorusuna cevap vermek istemiyorum. Çünkü benim hukuk bilgime göre burada yargılanması gereken insan da yok, tutuklu yargılanması gereken insan da yok. Bu bir siyasi davadır.
Bugün ne yapılması gerekir? 53 tutuklunun bir an evvel serbest bırakılması, en azından tutuksuz yargılanmanın sağlanması lazım. Ben idealler üzerinden konuşuyorum. Veri ne olur ya? Verinin ne olduğunu daha evvelki şeylerden gördük, ara kararlardan gördük. Dolayısıyla ben hani "Böyle yaşasın" diyeceğimiz bir karar çıkacağını düşünmüyorum. Umarim ben yanılırım. Çünkü burada herkes için bir insan öyküsü var. Anneler, babalar, çocuklar içerideki insanlara hasret yaşıyorlar. İçerideki insanlar da dışarıya; özgürlüklerine, oksijene, yakınlarına hasretle yaşıyorlar. Kamu düzenini bozacak bir şey yoksa tahliyelerinde —ki olmadığı çok açık— tersine tutuklu yargılanmaları adalete olan düşünceyi sarsıyor. Buna yönelik bir kararı hepimiz bekliyoruz.
Dile kolay, 550 gün oldu. Yani dile kolay, 550 gün tek başına 16 metrekarelik hücrelerde tutuluyor bu insanlar ya da 70-80 kişilik koğuşlarda her türlü riske, her türlü güvensizliğe açık ortamlarda tutuluyorlar. Dolayısıyla bunlar kolay işler falan değildir.
Zamanında bana bir hakim şunu söylemişti: "Hakimlik stajında, daha mesleğe başlamadan hakimleri bir hafta 10 gün kadar cezaevinde tutmak lazım. Dolayısıyla verecekleri kararın ne kadar önemli bir karar olduğunu önce onlar içselleştirsinler" demeliydi. Buna gerek var mı emin değilim ama verilen kararların acı sonuçları geçmişte de görüldü, bugün de görülüyor. Hatırlarsınız değil mi? Ergenekon'un kasası olmakla tanımlanan insanın, Kuddusi Okkır'ın cenazesini belediye kaldırmıştı. Tanıdık bir senaryo diyelim.