YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'dan Gündeme Dair Önemli Açıklamalar
YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, İlke TV'de yayınlanan Konuşma Zamanı programında gündemin öne çıkan başlıklarını değerlendirdi. Selçuk Mızraklı'nın tahliyesinden Üsküdar Belediyesi'ndeki meclis üyesi transferlerine, Ekrem İmamoğlu'na yönelik hukuki süreçlerden YENİ Parti'nin yeni yol haritasına kadar bir dizi konuda önemli açıklamalarda bulunan Günaydın, Türkiye'nin demokratik mücadelesine vurgu yaptı.
"TÜRKİYE'NİN DEMOKRATİK YAŞAMI ADINA İYİ BİR HABER"
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Selçuk Mızraklı’nın tahliyesini değerlendiren Günaydın, 7 yıl süren tutukluluğun ardından gelen kararın demokrasi adına sevindirici olduğunu ancak cezaevlerinde hâlâ çok sayıda siyasi tutuklunun bulunduğunu hatırlattı. Can Atalay, Ekrem İmamoğlu ve Osman Kavala gibi isimlerin durumuna dikkat çeken Günaydın, Türkiye'nin ancak otoriter anlayıştan kurtularak demokratik bir ortama kavuşabileceğini belirtti.
"MİLLETİN İRADESİNE ÇÖKÜLDÜ"
Üsküdar Belediyesi'nde yaşanan yetki değişimi ve meclis üyelerinin parti değiştirme süreçlerine sert tepki gösteren Günaydın, yaşananları "millet iradesine çökme" olarak nitelendirdi. Meclis üyeleri üzerindeki baskı, tutuklama ve transfer iddialarına değinen Günaydın, yargının araçsallaştırıldığını ve muhalefet belediyeleri üzerinde sistemli bir baskı kurulduğunu savundu.
"BU MESELE BİR KADRO VE İDEOLOJİ MESELESİDİR"
Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının tamamen siyasi bir karar olduğunu belirten Günaydın, iddianamelerdeki çelişkilere ve gizli tanık ifadelerine dikkat çekti. CHP ile ortak hareket ettikleri iddialarını yalanlayan Günaydın, YENİ Parti'nin tüzük yenileme, üye odaklı seçim sistemi ve 81 ilde yürütülen saha çalışmalarıyla kendi bağımsız siyasi yolunu kararlılıkla inşa ettiğini ifade etti.
💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;
Dilek Odabaş: YENİ Parti Grup Başkanvekili Sayın Gökhan Günaydın Konuşma Zamanı'nın konuğu. Merhabalar Sayın Günaydın, hoş geldiniz, iyi akşamlar.
Gökhan Günaydın: Selamlar Dilek Hanım, selamlar Mesut Bey. İyi yayınlar diliyorum.
Dilek Odabaş: Çok teşekkürler, iyi yayınlarımız olsun. Sizden hemen önce Diyarbakır'daydık, canlı olarak ekranlara getirdik. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi'nin eski başkanı Selçuk Mızraklı bugün Edirne F Tipi Cezaevinden tahliye oldu ve yıllar sonra Diyarbakır'a ayak bastı, konuşmasını getirdik ekranlara. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in de kendisini arayıp geçmiş olsun dileklerini ilettiğini de paylaştık izleyicilerimizle. O haber de YENİ Parti tarafından paylaşılmıştı. Sizden de Mızraklı'nın tahliyesi ve bundan sonraki süreç için verdiği mesajlarla ilgili bir değerlendirme almak isterim programa başlarken. Buyurun lütfen.
Gökhan Günaydın: Öncelikle şunu söyleyeyim; bizim adımıza günün tek iyi haberi Sayın Mızraklı'nın tahliye olması. Dile kolay, 7 yıl betonların, demirlerin arasında, sevdiklerinden ve siyasal yaşamdan uzakta bir hayat. Dolayısıyla tahliye olmasını sadece Selçuk Mızraklı ve ailesi adına değil, Türkiye'nin demokratik yaşamı adına iyi bir haber olarak görüyorum.
Tabii bir siyasetçinin yalnızca siyaset yaptığı için 7 yıl cezaevinde kalması korkunç bir şey. Tahliye haberinin yanında bunu da bir ön bilgi olarak sunuyoruz ve böylece Türkiye'nin içinden geçtiği durumu görmüş oluyoruz. Selçuk Mızraklı tahliye edildi ama hâlâ içeride Selçuk Mızraklı'nın arkadaşları da dahil olmak üzere çok sayıda insan var. Can Atalay tutuklu olmaya devam ediyor, Ekrem İmamoğlu tutuklu olmaya devam ediyor, Osman Kavala tutuklu olmaya devam ediyor. Gizli tutuklular hâlâ içerideler. Dolayısıyla Selçuk Mızraklı'ya sevinelim ama yaşadığımızı bilince çıkartmayı da ihmal etmeyelim.
Verdiği mesajlara gelince; tümünü izleyebildiğimi söyleyemem çünkü ben de bir sendika toplantısındaydım ve yayınınıza katıldım. Ama izleyebildiğim kadarıyla şu değerlendirmeyi yapayım: Hani böyle 7 yıl içeride kalmış birisi gibi değil de "Nerede kalmıştık?" diyen bir delikanlı edasıyla konuştu. Bu bir yürek meselesidir, bir ideoloji meselesidir. Bu anlamda hem kendisini hem de kendisini yaşatan o motivasyonu kutluyorum.
Bundan sonra Türkiye'de barış olsun, demokrasi olsun hepimiz isteriz. Barışın ve demokrasinin olduğu yerlerde hapishanelerden değil herhalde halaylardan ya da eğitimden falan söz etmek gerekir. Ama şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim: Türkiye'ye barış ve demokrasi gelecek ise bu düzeni kuran ceberut iktidardan kurtulmak ile bu mümkün olabilir. Ben ara ve hibrit formüllerin olduğuna hiçbir zaman inanmadım, inanmamaya da devam ediyorum.
Dilek Odabaş: Peki, çok teşekkürler. Hemen en sıcak gündem başlıklarından biriyle başlayalım istiyorum. Üsküdar Belediyesi Sayın Günaydın, Üsküdar Belediyesi bugün AKP'ye geçti. Fakat AKP'ye geçiş aşamasında da çok önemli bazı gelişmeler yaşandı ve büyük iddialar da var. O iddialardan birine soruşturma da başlatıldı. Dört tur seçimi yapıldı, 4. turda geçti AKP'ye. Ama öncesinde işte meclis üyeleri tutuklandı, AKP'ye geçen meclis üyeleri oldu. O meclis üyelerinin bir otelde tutulduğuna dair iddialar gündeme geldi. Yine taraf değiştiren AKP'ye geçen iki meclis üyesinin baskıya maruz kaldığına dair iddialar var. Bir sizden dinleyelim. Süreci başından itibaren neler oldu Sayın Günaydın? Buyurun lütfen.
Gökhan Günaydın: Şimdi bugün Özgür Çelik'in ortaya koyduğu bir doğru değerlendirme için kendisine soruşturma açılmış. Keşke mesele yalnızca Özgür Çelik'in söylediği ve soruşturmaya konu ettiğiniz laftan ibaret olsaydı. Söylediğiniz gibi böyle sakince ve başından itibaren süreci hızlıca aktarmak lazım.
31 Mart 2024 seçimlerinde, yani yerel seçimlerin yapıldığı gün AKP'nin adayı Hilmi Türkmen, MHP'nin de aday çıkartmayarak desteklediği Hilmi Türkmen 25.000 oy farkla Üsküdar'ı Sinem Dedeş'e kaybetti. Başka bir deyişle Sinem Dedeş %50, Hilmi Türkmen %40.8 gibi bir oy aldı. Demek ki 25.000 oy farkı var, bunu aklımızda tutalım. Bunun belediye meclisine yansıması nasıldı? 29 Sinem Dedeş ve arkadaşları, geriye kalan 14'ü AKP, 3'ü MHP yani toplamı 17.
Ne oldu süreç içerisinde? Önce Kent Uzlaşısı'ndan gelen bir belediye meclis üyesi tutuklandı, 10 ay içeride kaldı, sonra görevden uzaklaştırıldı. Dolayısıyla 29 düştü 28'e. Sonra Sinem Dedeş'i sabah 06.22'de evinden aldılar. İki polis koluna girdi ve videosu çekilip anında yandaş kanallara servis edildi. Yani birileri sakız çiğneyerek ve "500 kere zıpladım" diyerek ifade vermeye gelirken, çoluğunu çocuğunu soranlara "Bir işi yoktu, ne iş yaptığını da tam bilmiyorum ama Alman vatandaşı olmak için yurt dışına para çıkartmış" dediği gelini ve oğlu yurt dışına çıkış yasağıyla ve adli kontrolle serbest bırakılırken Sinem Dedeş tutuklandı ve böylece 28 belediye meclis üyesi düştü 27'ye.
Sonra iki üç belediye meclis üyesini gözaltına aldılar ve bu üç belediye meclis üyesinden ikisini tutukladılar. Amine Hanım tutuklandı, Ekrem Bey tutuklandı. Onlarla beraber tutuklanan Mithat Bey ise gözaltı süresinin sonrasında serbest bırakıldı. Böylece iki kişi daha düşmüş oldu, 25 oldu. Oy vermeye gelemeyecek ve tutukluluğu devam eden iki belediye meclis üyesi.
Sonra 4 kişi cumartesi yapılacak olan oylamadan iki gün evvel perşembe gecesi boy boy fotoğraf vererek AKP'ye geçtiler. Orada AKP'nin il başkanı, AKP'nin Üsküdar ilçe başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin yan yana dizilmiş dört tane belediye meclis üyesi vardı. Ceketlerine sığdırmaya çalışıyorlardı göbeklerini ve arsız bir gülümseme vardı suratlarında. Böylece oylama 21'e 21 olarak şekillendi.
Bu sabaha geldiğimizde 21-21 olarak bu tablo ilerledi. Daha evvel tabii söyleyelim ki biz Sinem Dedeş'in tutuklanmasından sonra başkan vekilliği seçimi için yapılan seçimi kazanmıştık ve bu seçim idare mahkemesi kararıyla iptal edilmişti. Dolayısıyla bütün bu tablo da buraya gelindi. Biz arkadaşlarımızla değerlendirme yapıyoruz. 21 arkadaşımız belediye meclis üyesi olan kişi kampa alındı. Akşam birlikte fotoğraflar falan verdiler, konuşuyoruz. Ben yanımdaki arkadaşlara dedim ki: "Ortada öyle bir kumpas var ki bu kumpasın içerisinde araçsallaştırılmış yargıdan araçsallaştırılmış kamu yönetimine utanmaz bir AKP iktidarı ve her türlü yaptığı ahlaksızlık birlikte organize olmuş. Bunu 21-21 şansa bırakmazlar. Çünkü nasıl olacak 21-21 şans olursa? İlk üç oylamada zaten ağırlıklı çoğunluk, nitelikli çoğunluk arandığı için kimse kazanamayacak. 4. oylama berabere çıkarsa 5. oylama kuraya kalacak. Azıcık Türkiye'yi tanıyorsanız buna bırakmayacakları belliydi. O içeriden iki kişiyi daha halletmişlerdir, bir kişiyi daha halletmişlerdir" diye arkadaşlarıma ben değerlendirme yapmıştım. Ortaya çıkan tablo ne? 23'e 19. Yani iki ahlaksızı daha içeriden bulmuşlar.
Şimdi söylenebilir ki senin şu anda ahlaksız diye tanımladığın insanlar daha bir hafta evveline kadar senin partinin ya da senin eski partinin belediye meclis üyesiydiler. Evet, öyleydiler. Onlar adına çeşitli mazeretler üretilebilir. Mesela denilebilir ki birisinin çocuğu yurt dışındaymış, Türkiye'ye gelemiyormuş. Bakanlık hemen halletmiş, içeriye gelmiş adam. Birisininki içeride tutukluymuş, Bakanlık halletmiş, o da özgürlüğüne kavuşmuş. İşte bir sürü paralar falan da dönmüş, milyon dolarlardan falan da bahsediliyor. İnsan da zaaflarıyla yürüyen bir yaratıktır. Böyle mi diyeceğiz? Onların adına mazeret mi üreteceğiz? Adı soyadı ne olursa olsun milletin iradesini çalan, çalmaya teşebbüs eden herkes ahlaksızdır ve sahtekardır. Onlardan dört tanesi çıktı poz verdi.
Dilek Odabaş: Gökhan Bey, dediniz ya işte mesela bir kişiden bahsediliyor burada. İngiltere'den 15 yıldır Türkiye'ye dönemeyen bir oğlu varmış. Üsküdar Belediyesi seçiminde AKP'ye oy veren isimlerden biri. Ve oğlunun, yani çocuğunun Türkiye'ye getirilmesiyle ilgili kendisine söz verilmiş. Bunlar ispatı olan iddialar mı? İkinci kişi mesela Hüseyin Kazan diye ifade etmişti Özgür Çelik. Burada işte Hüseyin Kazan'ın oğlu 1. seçimden kısa bir süre önce cezaevindeymiş, oy vermesi koşuluyla tahliye edildi diyor. Şimdi bunların da gerçek olmadığını savunalar var ya, mesela siz bu bilgilere ulaştığınız kaynaklara ne kadar güveniyorsunuz? Bunu da konuşalım, bu da önemli. Çünkü toplumda bir algı oluşmaması açısından doğruyu aktarmak...
Gökhan Günaydın: Ben size bir şey söyleyeyim; bir kere bunların hepsi doğru bilgiler. Hukukta kanıt da vardır, karine de vardır. Şimdi siz bir başka partiden belediye meclis üyesi seçileceksiniz. Cumartesi günü seçim var, perşembe günü parti değiştireceksiniz. Siz bunu hayatın olağan akışına uygun mu buluyorsunuz? Bu bir gerçek soru. Bunu hayatın olağan akışına uygun buluyor musunuz? Eğer burada bir havuç ilişkisi ve bir sopa ilişkisi yoktur diyor iseniz —sizin adınıza söylemiyorum bunu, herhangi bir vatandaş bunu söylemiyor ise— aynı ülkede yaşamıyoruz demektir. Bu iş bu kadar basit.
Yani yıllardır bu partide görev yapan vatandaşlar birdenbire seçime iki gün kala AKP'nin aslında daha iyi bir siyasal parti olduğuna kanaat getiriyorlar ve o tarafa geçiyorlar, vicdanlarının çizdiği yolda ilerliyorlar. Öyle mi? Buna mı inanalım ya? O öyle mi olmuş, bu böyle mi olmuş, kanıtı var mı? Bunların hepsi kanıtlı. Ya Üsküdar'ın Hilmi Türkmen zamanındaki belediye başkan yardımcısı bugün bu memleketin adalet bakan yardımcısı. Ya başka neyin kanıtını arıyoruz acaba biz?
Dilek Odabaş: Peki şunu da sormak istiyorum Sayın Günaydın. Şimdi transfer edilen 3. üye Ayhan Aydın, yine Özgür Çelik'in ifadelerinden doğru soruyorum. Diyor ki: "Rozeti taktıktan sonra bir telefon açıldı kendisine. Hüngür hüngür ağlayarak ben ve vekilimiz Suat Özçağdaş'ın duyacağı şekilde savcı beni tehdit etti. Engelli oğlum var, onlara kim bakacak? Engelli eşim var, onlara kim bakacak? Beni tehdit ettiler, ben bunlara teslim oldum dedi ve ağlayarak telefonu kapattı." Şimdi bu ifadeye ilişkin soruşturma başlatıldığı açıklandı. Ayhan Aydın'ın ifadesi alınacak. Fakat siz bir hukukçusunuz, ben şunu sormak istiyorum aynı zamanda bir siyasetçi kimliğinizden ziyade. Şayet bir savcı böyle bir telefon açtıysa bunun da ciddi anlamda çok büyük bir sorun teşkil ettiğini konuşmak gerekmiyor mu? Ya bu savcı neye dayanarak bunu yapıyor? Siz de bu konuyla ilgili bir suç duyurusunda bulunacak mısınız? Çok önemli iddialar çünkü bunlar.
Gökhan Günaydın: Dilek Hanım, bizim Amine Cansu Çelik neden tutuklandı? Ekrem Baki neden tutuklandı? Mithat Bayraktar gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı; neden gözaltına alınmıştı, neden serbest bırakıldı? Bugün seçimi yöneten Meclis Başkan Vekili ve o meclis divanında yanında oturan insanlar gözaltına alındılar —düzeltiyorum, ifadeye çağrıldılar. Neden ifadeye çağrıldılar? Hangi belediye seçiminde savcı seçimden evvel o seçime katılan insanların üçte birini adliyeye çağırıp da ifadeye çekiyor?
Ne yapalım biz orada? Orada ne konuşulduğunu ben tam olarak nasıl deşifre edebilirim ki? Ama bütün bunların hayatın olağan akışına uygun olup olmadığını anlayacak vicdani kanaate sahip olmamız lazım. Türkiye'nin nereden geldiği ve nereye gittiği belli. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan kişi bu memlekette önce Adalet Bakan Yardımcısı yapıldı, sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı yapıldı, bütün o operasyonları organize etti. Şimdi Adalet Bakanı oldu. Adalet Bakanı olarak çıkıyor ve yargılamayı da etkileyecek şekilde "O şöyle oluyor, bu böyle oluyor" diye ifade veriyor. Bu memlekette hâlâ Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uyulmuyor.
Ben neyi anlatacağım? Bana hangi ayrıntıyı soruyorsunuz? Yani savcı ona telefon etmiş, o da bunu Özgür Çelik'i arayıp söylemiş, Özgür Çelik bunu ifade ediyor, "Evet bunu bana söylediler" diyor. Bunun üzerinden de soruşturma açılıyor. Ben en başta da söyledim, keşke sorun sadece bundan ibaret olsaydı ya. 29 belediye meclis üyesinden 19'a düşürüldü bu parti ve böyle Üsküdar'ın millet iradesine çöküldü. Burada hangi detayı konuşmalıyız sizce?
Ayrıca Üsküdar meselesi sadece Üsküdar'dan mı ibarettir? Adamlar diyorlar ki: "Hangi seçimi kazanırsanız kazanın ben onu allem gullem eder tekrar kendi haneme yazdırırım. Hiç kimse bu memlekette demokratik seçimlerle, iradeleriyle şekillenebilecek bir siyasal yaşam beklemesin artık. Ben bu memlekette tek ve koşulsuz gücü temsil ediyorum ve bu güce itaat edeceksiniz" diyor. Dolayısıyla bu mesele Üsküdar'la sınırlı bir mesele değil, yarın başka yerlere sirayet edecek. Bu mesele yalnızca yerel seçimlerle ilgili bir konu da değil, burada böyle davrananların genel seçimlerde nasıl davranacağını umuyoruz.
Dilek Odabaş: Aslında ben tam aksine o telefonu açan savcıyla ilgili siz bir suç duyurusunda bulunacak mısınız diye soruyorum. Bir hukukçusunuz, bir savcı eğer böyle bir şey yapıyorsa bu bir suç. Hukukun gereğince suç duyurusunda bulunacak mısınız?
Gökhan Günaydın: Bulunacağız tabii. Nereye bulunalım? Hakimler ve Savcılar Kuruluna mı bulunalım? Hakimler ve Savcılar Kuruluna benim bizzat Akın Gürlek hakkında verdiğim, sadece dilekçesini vermekle de yetinmediğim, HSK'nin önünde dilekçe teslimi sonrasında basın açıklaması yaptığım en az dört somut olay var. Bunu da yaparız, sonucunu da hep beraber görürüz.
Prof. Dr. Mesut Yeğen: Sayın Günaydın, izninizle ben de bir soru sormak istiyorum. Şimdi anlattığınız tablodan sonra nasıl bir siyaset takip etmeyi düşünüyorsunuz? Söylediğinizden şunu anlıyorum: AKP bunları yapmaya devam edecek ama bunları yapmakla vatandaşın daha fazla rızasını alabilecek gibi görünmüyor. Çünkü bunlar "Bana vermiş olmadığınızı ben zor yoluyla alırım" demek. Vatandaşın buna bakarak "Önümüzdeki seçimlerde AKP'ye oylarımızı verelim" demesi herhalde beklenmiyordur. Dolayısıyla bunun daha nereye gideceğini düşünüyorsunuz? Eğer dediğiniz gibiyse bu genel seçimlere de sirayet edecek bir tutum. Dolayısıyla genel seçimlerde de seçmen iradesi artık doğru düzgün tecelli etmeyecekse buna karşı parti olarak ne yapıyorsunuz ya da vatandaşlara nasıl bir çağrıda bulunuyorsunuz?
Gökhan Günaydın: Teşekkürler soru için. Önce sanırım bir Gramsci atfı yapıyorsunuz. Eğer AKP'nin buralardan rıza üretme ihtimali varsa hep beraber görelim. Ben aklını ve vicdanını yitirmemiş AKP'ye ve MHP'ye oy veren hiçbir yurttaşımızın da bu olan bitene olağan gözüyle bakmadığını düşünüyorum.
Ben mesela İkizdere'de dolaşıyorum. İkizdere dediğiniz şey Erdoğan'ın memleketi sayılır. Adam esnaf ve açık açık belli ki sosyal demokrat, solcu, sosyalist bir tarzı yok. Ama diyor ki: "Size yapılanların kasten yapıldığını görüyorum. Bunu doğru bulmuyorum. Siz mücadele edin, ben de sizi destekleyeceğim" diyor. Bize oy verir mi vermez mi bilmiyorum ama vicdanını unutmamış bir insan.
Şimdi burada sorun tam da hepimiz için ortak bir yerden başlıyor. Bu saptama Gökhan Günaydın'ın subjektif ve yanlış olma ihtimali çok yüksek olan saptaması mıdır, yoksa bu saptama yaşadıklarımızı göz önüne aldığımızda objektif ve memleketin başına gelen bir husus mudur? Birincisi ise üzülecek bir sorun yok, yanılırız olur biter. Ama eğer ikincisi ise bu ne benim özel ne de YENİ Parti'nin tek başına bir sorunu. Bu, memlekette demokrasiden, çağdaş değerlerden uzaklaşmak istemeyen herkesin ortak sorunu. Çıkışı beraber aramak zorundayız.
Biz kendi adımıza yurttaştan rıza bekliyoruz. Bunun için memleketi adım adım dolaşıyoruz. Bastılar partimize el koydular, biber gazıyla, plastik mermiyle partimize girdiler. Anadolu'yu dolaştık. İki ay içerisinde partimizi kurduk, ayağa kalktık ve Anadolu'yu şakır şakır dolaşmaya devam ediyoruz. Dolaştığımız yerde de her geçen gün artan bir ilgiyi görüyoruz. Bu ilgi açıkça manipüle edilmiş kamuoyu yoklamalarının dışında gerçek araştırmalara da zaten yansıyor. Bunların hiçbirinde Erdoğan'ın %50+1'i alma ihtimali yok. Cumhur İttifakı'nın da çoğunluğu mecliste alma ihtimali yok.
Peki biz bununla yetinecek miyiz? Seçim zamanına kadar çalışmaya devam edeceğiz. Rıza üretmek için her türlü mekanizmayı kurmaya devam edeceğiz. Ama şunu biliyoruz: Bugüne kadar yaptıkları hukuksuzluklar neyse bundan sonra da yapmaya devam edecekler. İtirazı birlikte örgütlemek, inşayı birlikte örgütlemek, halkı birlikte örgütlemek bu süreçte çıkılması gereken yoldur. Şunu ifade edeyim: Biz demokrasiden ve demokratik kanallardan ayrılmamak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Ama milleti de, devleti de, ülkeyi de bir zorbalığa teslim etmeye niyetimiz yok.
Dilek Odabaş: Bir yandan da İBB davası devam ediyor Sayın Günaydın. Bugün tekrar gündeme almamızın iki nedeni var: Birincisi duruşmaların devam etmesi, ikincisi de CHP'nin mutlak butlan kararıyla gelen Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yapmış olduğu bir açıklama. Bir söyleşide Ekrem İmamoğlu ile ilgili şunları söylüyor: "Siyasi tutuklu değil, siyasi görüşü dolayısıyla içeri alınmış bir insan değil. Şimdi kalkıp da bir kişiyi cumhurbaşkanı adayı ilan edip ondan sonra bu oldu, şu oldu diye siyasi dava diyemeyiz. Ki gidip adaylığı için oy veren de benim. Ama cumhurbaşkanlığı adaylığı başkadır, bu davalar ayrıdır. Kişi her yerde, her ortamda hesap vermeye hazır olmalı, her kör kuruşun hesabını vereceğim diyecek" diye ekliyor Kemal Kılıçdaroğlu. Bunun ardından Özgür Özel ile YENİ Parti'nin yan yana gelme ihtimallerinin olduğunu, açık kapı bıraktığını söylüyor. Ne diyorsunuz? Sizden bir değerlendirme alalım.
Gökhan Günaydın: Efendim ben bu sizin bana sıraladığınız cümlelerin içerisinde yalnızca bir tanesine katılırım: Kişi sürekli tek kör kuruşun hesabını verebilecek noktada kendisini tutmalıdır. Evet, Türkiye'de siyasette hem yerelde hem genelde hangi statüde olursa olsun tüm siyasetçiler için bu bir zorunluluktur. Bunu da etik kodlar üzerinden temenni cümlelerinden çıkartıp, yalnızca kamunun değil aynı zamanda halkın, milletin her istediği an denetleyebileceği saydam, uluslararası ölçütlere uygun bir sisteme dönüştürdüğümüz zaman bu sözlerin bir anlamı olabilir. Yoksa herkes etrafına bakarsa kör kuruşun hesabını veremeyecek kadrolarla nasıl yıllarca beraber çalıştığını, hâlâ da çalışmakta olduğunu görür. Ben kendi adıma aydın namusu çerçevesinde bir şey söyleyeyim: Bu memlekette 1986'dan bu yana para kazanıyorum. 1986'dan bugüne kadar her yıl, ay ay, hafta hafta sorulabilir. Zaten mal varlığımı da defalarca açıkladım, her sorana da açıklamaya devam ederim.
Şimdi "Ekrem İmamoğlu siyasi bir tutuklu değil" öyle mi? Ekrem İmamoğlu hangi gün tutuklandı? 23 Mart 2025'te. 23 Mart 2025'in özelliği neydi? Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihinde ilk kez cumhurbaşkanı adayını ön seçimde belirleyeceği gündü. O sabah saat 07.30 civarında Ekrem İmamoğlu tutuklandı. O akşam da 15,5 milyon insan Ekrem İmamoğlu'na oy verdi. Yalnızca bu bile aklı ve vicdanı açık olan herkesin bu meselenin bir siyasi tutuklama meselesi olduğunu anlamasına yeter.
İlave edelim; üç ayrı büyük suçlama var. Neymiş onlardan bir tanesi? Ekrem İmamoğlu casusmuş. Öyle mi? Acaba o iddianameyi okuduk mu? Ben o iddianameyi satır satır okudum. O iddianamenin içerisinde Merdan Yanardağ var, benim 25 yıllık arkadaşımdır. Necati Özkan var o iddianamenin içerisinde. O iddianamede bir de Hüseyin Gün denilen bir adam var. Hüseyin Gün diyor ki: "Ben casusum zaten. Çünkü bu AKP hükümeti, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay'ın imzasıyla benim bu devlete çalıştığıma ilişkin belge var zaten" diyor. Onun dışındakilerin her birinin bu memleketin düzgün insanları olduğu konusunda benim hiçbir tereddüdüm yok. Zaten iddianamede de casusluğa ilişkin herhangi bir faaliyet ortaya konulabilmiş değil.
İkinci meseleye gelelim: Ekrem İmamoğlu teröristmiş. Sebep ne? Kent Uzlaşısı. Yani Şişli'de, Esenyurt'ta, Adalar'da, başka birkaç yerde daha yalnızca belediye başkan adayını belirlemekle kalmamış; haklarında herhangi bir soruşturma, kovuşturma olmayan Kürt insanları belediye meclis üyesi adayı yapmak suretiyle Kent Uzlaşısı'na imza atmış, bu yüzden terörist olmuş. Öyle mi? Buradan bize iddianame düzenliyorlar ve sen teröristlikle itham ediliyorsun. Bu tutuklama siyasi bir tutuklama değil, öyle mi?
Başka bir şeye daha gelelim: Ahmet denilen bir gizli tanık olsun, o gizli tanıklıktan çekiliyor. Ahmet'in bütün ifadesini Mehmet üstleniyor, bu sefer Mehmet gizli tanık oluyor. Ya hukukçu olmaya falan gerek yok kardeşim, böyle bir şey mümkün mü? Adamın bir tanesi etkin pişmanlıktan yararlanıyor, "Şöyle şöyle oldu" diyor. İnsanları suçlayarak dışarıya çıkıyor. Sonra mahkemeye geliyor, "Ben onları kendimi kurtarmak için söyledim, helallik istiyorum" diyor. Adamın ifadesi bitmeden savcı tutuklama talep ediyor, mahkeme reddediyor. Ama adama "Sen bir daha düşün bunu" diyorlar. Adam ertesi gün geliyor mahkemenin huzuruna, "Ben dün beynimi toparlayamamıştım, tansiyonum yükselmişti. Evet, bütün bu parasal ilişkiler doğrudur" diyor. Bu bir siyasi olay değil, öyle mi ya? Dolayısıyla bütün bu tabloyu bir polemik konusu olmaktan çıkartmak ve doğru yerine koymak lazım.
Ayrıldığımız partide "Milli Birlik ve Güçlü Türkiye" toplantıları yapıyorlar. Bu terminoloji size kimi hatırlatıyor? Türkiye'nin milli birlik içerisinde olmasını herkes ister, güçlü olmasını da herkes ister. Mesela "Hak, hukuk, adalet" diye dolaşıyordunuz, niye birdenbire "Milli Birlik ve Güçlü Türkiye" demeye başladınız? Bütün bunlar bir partinin nasıl farklı kutupları kendine çekme yeteneğinde olduğunu gösterir. Süleyman Soylu'nun Demokrat Parti genel başkanıyken otobüslerin üzerinden Erdoğan'a laf etmek üzere kendini nasıl parçaladığını hatırlayınız. Numan Kurtulmuş'un HAS Parti Genel Başkanıyken "Harun-Karun" benzetmelerini hatırlayınız. Devlet Bahçeli'nin mitinglerde sağa sola nasıl ip attığını hatırlayınız. Doğu Perinçek'in bütün o siyasal geçmişinden sonra bir dönem AKP ile beraber nasıl davrandığını hatırlayınız. Mehmet Ağar ve Erkan Mumcu'nun nasıl bir gecede başka siyasal partilerdeyken partilerini tasfiye edip buralarda konum aldıklarını hatırlayınız. Şu anda Ecevit'in partisinin Cumhur İttifakı'nın bir birimi, bir partneri olduğunu hatırlayınız.
Dolayısıyla 23 yıllık bu iktidar eğer ayakta durabiliyorsa o mıknatısın çekim gücünü görün. Ve şimdi o mıknatısın ucuna kimlerin çekildiğinin de farkına varın. Bu memleket ancak demokrasi güçlerinin itirazı ve inşayı birlikte organize etmesi ile kurtulur.
Dilek Odabaş: CHP ve YENİ Parti'nin ortak tutum alarak birlikte seçime girme ihtimali, birlikte yan yana durma ihtimali sizce var mıdır?
Gökhan Günaydın: CHP ve YENİ Parti ortak tutum falan almıyor. Biz 31 Mart 2024 seçimlerinden %38 oy oranı ile çıkmışken ve bu rejimi devirecek yolda yürürken, araçsallaştırılmış yargıyla tepemize mutlak butlan balyozunu indirdiler. Bu partinin genel merkezine plastik mermiyle ve biber gazıyla girildi ve bu parti asla muhalefet yapamayacak, Erdoğan için bir karşı duruş sergileyemeyecek noktaya getirildi. Vatandaş şuna bakıyor: Erdoğan kimi tehdit ediyor? Erdoğan birini tehdit ediyorsa, "Yazın Silivri sıcaktır, kışın soğuktur" diye gidiyorsa işte odur Erdoğan'ın rakibi diye bakıyor. Yoksa işte "Milli Birlik, Güçlü Türkiye" lafları üzerinden o tarafa yanaşanlarda bir iktidar arayışı falan görmüyor. Beraber olsaydık o partinin içerisinde kalırdık. O partide kalıp da birlikte çürüyemeyeceğimiz için ayrıldık. Tek başıma da kalsam bu yolu yürüyeceğim. Kaldı ki arkadaşlarımızla, yoldaşlarımızla beraber bu güçlü yürüyüşü tamamlayacağız.
Prof. Dr. Mesut Yeğen: Bir kurultay yapacaksınız YENİ Parti olarak, Kasım ya da Aralık galiba. Sayın Genel Başkan bunu "siyasi kuruluş" olarak tanımladı. İlkini kurumsal kuruluş, ikincisini siyasi kuruluş. YENİ Parti nasıl kendisini farklılaştıracak geçmişten ya da diğer siyasi partilerden bu siyasi kuruluş yoluyla?
Gökhan Günaydın: Önce meclis 10 Ağustos gibi kapandı, o tarihten itibaren sahadayız. Eylül ayı içerisinde 81 ili bizim 91 milletvekili arkadaşımız, Genel Başkanımız dahil teker teker ziyaret edecekler. 2007'de en son programımız yapılmıştı, ondan 20 yıl sonra yazılmış bir program var. O programı her sektör bazında yurttaşın aklına ve yüreğine nakşedeceğimiz bir zaman dilimi ihtiyacımız var. Birisi tarım soracaksa tarımı, sağlık soracaksa sağlığı, emeklilik soracaksa sosyal güvenliği anlatacağız.
Diğer taraftan "YENİ Parti neyiyle yenidir?" sorusuna verdiğimiz yanıtlar var: İlçe başkanını, il başkanlığını ve genel başkanlığı bu partinin üyeleri seçecek. An itibarıyla 625.000'i aşkın üyemiz var. Demek ki genel başkanı 625.000 kişi oy kullanarak seçecek. Aynı şeyi ilçe başkanı ve il başkanı için de uygulayacağız. "Delegenin seçmediği ama halkın seçtiği bir insandım, bu nedenle sıralamaya giremedim" tartışmaları bizim açımızdan geride kalacak. Eylül'de, Ekim'de ilçe ve il kongrelerimizi tamamladıktan sonra Kasım ayı içerisinde YENİ Parti kurultayını gerçekleştirecek. Bir hızlı idari kuruluştan sonra şimdi daha dikkatle yapılan bir siyasi kuruluş aşamasına girdik. Çünkü 2 ay içerisinde partiyi kurduk. Şimdi önümüzde bir sistem var, bu sistemin bir tarafı %50+1'lik bir cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine dayanıyor. Cumhurbaşkanını seçmek için %50+1'i almanız gerekiyor. Dolayısıyla mümkün olduğunca geniş bir mutabakata ve demokratik birliğe ihtiyaç var.
Erdoğan'ın siyasal yaşamına ve rejime devam edebilmesi için iki şeye ihtiyacı var: Erken seçim ihtiyacı var yeniden aday olabilmek için ya da anayasayı değiştirme ihtiyacı var. Her ikisi için de mecliste 360 oya ihtiyacı var. Cumhur İttifakı'nın toplamının 330'un biraz üzerinde olduğunu görüyoruz. Demek ki 360 için ilave 30 milletvekiline ihtiyacı var. Bu 30 milletvekilini veren, mevcut rejimin devam etmesi yolunda oy kullanıyor demektir. Vatandaş bunu oylayacak ve bunu aklına zaten yerleştirmiş durumda.
Dilek Odabaş: Son sorumu sormak istiyorum Sayın Günaydın. Kürt meselesinin çözümüne ilişkin süreçle ilgili silahsızlanmaya dönük bir çerçeve yasanın çıkacağı günleri bekliyoruz. YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel'in bir açıklaması tartışmalara vesile oldu: "Kendi programımızda ana dilin hak olduğu zaten var ama bu işin anayasa değişikliğine evrilmemesi gerektiğini başından beri söylüyoruz" dedi. Bu ne demek? Biraz açabilir misiniz?
Gökhan Günaydın: Biz tarihsel bir tutarlılık içerisinde barış ve demokrasiden yana tutumumuzu sürdürüyoruz. Peki bugün itibarıyla geldiğimiz tablo nedir? Şimdi bir anayasa değişikliği AKP ve MHP'nin patronajında yapılacak ve bu memlekete yarar getirecek; bu cümleye ben hiçbir şekilde katılmıyorum. 2010 ve 2017 anayasa değişikliklerinin Türkiye'yi iyiye götürdüğünü ifade edebilen demokrat birisi varsa söylesin ben de anlayayım. Bugün ucube bir sistemle karşı karşıyayız. Ve diyeceğiz ki biz şimdi 2026'da aynı kadro bir başka anayasa değişikliği yapacak ve bu değişiklik Türkiye'yi iyiye götürecek. Türkiye'nin bir anayasa değişikliğine ihtiyacı var mıdır? Kesinlikle vardır. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ortadan kaldırılması için de Türkiye'nin çağdaş demokratik bir devlete dönüştürülmesi için de bir anayasa değişikliğine ihtiyacı vardır. Ama bu değişiklik AKP ve MHP ile birlikte yapılamaz. Bu anayasa süreci demokratik güçlerle birlikte yapılabilir. Yani hep beraber göndeririz bunları, otururuz ne yapacağımıza birlikte karar veririz.
Dilek Odabaş: Yani ana dil haktır, ana dilde eğitim talebi Kürt vatandaşların... Fakat biz bu iktidarla bir anayasal değişikliğe evrilmesini istemiyoruz, kendi iktidarımız döneminde bunu konuşabiliriz mi demek istediniz? Böyle algıladım ben, doğru mu anladım?
Gökhan Günaydın: Dilek Hanım, Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli ana dil konusu da dahil olmak üzere bu toplumun demokratik haklarını teslim etmek için mi anayasa değişikliği yapacaklar? Yoksa bu anayasa değişikliğinin içerisinde rejimlerinin neredeyse monarşiye dönüşeceği çeşitli izleri oraya mı bırakacaklar? 12 Eylül rejiminden kumpas davalarının tamamına kadar tanık olmuş bir insan olarak ben bunları ve öncüllerini biliyorum. Dolayısıyla bunlarla beraber hiçbir anayasa yapılmasının bir anlamı yoktur. Bu anayasa ancak demokratik güçlerle birlikte yapıldığında Türkiye'nin ortak geleceğine hizmet edebilir.
Yapılan yasa değişikliğiyle siyaset Milli Güvenlik Kuruluna teslim edilmiştir. Milli Güvenlik Kurulu'nun alacağı kararlar ya da almayacağı kararlar sivil siyaset için bir ihtiyaç niteliğine dönüşmektedir ve bu da sivil siyasetin yürütme tarafından esir alınması anlamına gelir. Ne demek istediğimi önümüzdeki günlerde görürüz. Umarım burada da tümüyle ben haksız çıkarım.
Dilek Odabaş: Gökhan Bey, sorularıma samimiyetle yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum. YENİ Parti Grup Başkanvekili Sayın Gökhan Günaydın konuğumuzdu. Kendisine çok teşekkür ediyorum.