Yeni Parti'den Cemil Tugay ve Sansür Tepkisi: "Utandık, Tiksindik, Defolsun Gitsin!"
Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, T24 canlı yayınında Şirin Payzın'ın sunduğu "Neden?" programına konuk olarak gündeme damga vuran açıklamalarda bulundu. Anayasa Mahkemesi önünde gerçekleştirilen sansür yasası protestosu, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AKP'ye geçişi, muhalif belediyelere yönelik olası operasyonlar ve Türkiye'yi sarsan fon skandalı hakkında değerlendirmeler yapan Günaydın, iktidara yönelik sert eleştiriler yöneltti.
"BU BİR SEÇİM ÖNCESİ SAHA TEMİZLİĞİDİR"
T24'e yönelik erişim engeli ve Siber Güvenlik Başkanlığı'na verilen yetkileri değerlendiren Gökhan Günaydın, bu durumun yeni bir dönemin işareti olduğunu vurguladı. Sosyal medya ve internet kısıtlamalarıyla Türkiye'nin Kuzey Kore veya eski Sovyet ülkeleri ligine yöneldiğini belirten Günaydın, iktidarın muhalif sesleri susturmaya çalıştığını ifade etti. Günaydın, "İktidar seçime bir tek muhalif ses kalmadan gitmek istiyor. Bu bir saha temizliğidir, bir zemin temizliğidir. Haberalma özgürlüğünüz yoksa, geriye tepki koyma özgürlüğünüz de kalmaz." dedi.
"CEMİL TUGAY ADINA UTANÇ VERİCİ. UTANDIK, TİKSİNDİK"
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AKP'ye geçişini sert sözlerle eleştiren Günaydın, yaşananları "utanç verici" olarak nitelendirdi. Tugay'ın Erdoğan'a ve AKP'ye övgüler dizmesini eleştiren Günaydın, Türkiye genelinde birçok belediye başkanının yargı sopası veya siyasi havuçlarla tehdit edildiğini öne sürdü. Günaydın, "İster ikna edilsin ister zorlansın; Cemil Tugay adına utanç verici. Cemil Tugay'dan utandık, tiksindik. İzmir gitmedi, Cemil Tugay gitti. İçimden geleni söyleyeyim; defolsun gitsin." ifadelerini kullandı.
"AÇIKÇA BİR MAFYA ÇÖKME OPERASYONUDUR"
Muhalefetin elindeki belediyelere yönelik sistematik bir baskı olduğunu ve bu operasyonların İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) uzanma ihtimalini değerlendiren Günaydın, iktidarın yargıyı bir araç olarak kullandığını savundu. Üsküdar ve Ataşehir örneklerini veren Günaydın, "Havuç sopa ilişkisiyle, kamu aktörleriyle, kamu ajanlarıyla birlikte kurulmuş kumpasla belediyeleri düşürme operasyonu açıkça bir mafya çökme operasyonudur. Başka bir şey değildir." diyerek olası bir İBB operasyonunun da bu çerçevede yürütülebileceğine dikkat çekti.
"SORUNUN MÜSEBBİBİ SORUNUN ÇÖZÜMÜ OLAMAZ"
Kamuoyunda büyük yankı uyandıran ve 830 milyar liralık kayba yol açan fon skandalına da değinen Günaydın, krizin temelinde AKP kadrolarının liyakatsizliği ve piyasaya müdahaleleri olduğunu iddia etti. SPK yönetimindeki değişikliklerin altını çizen Günaydın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sorunu çözeceğine dair açıklamalara tepki göstererek, "Bir sorunun müsebbibi sorunun çözümü olamaz. Erdoğan'ın olduğu yerde çözüm yoktur, çöküş vardır. Bu tablo Türkiye'ye yalnızca 830 milyar TL'ye patlamadı; aynı zamanda büyük bir devlet krizi ve güvenlik krizi yarattı." şeklinde konuştu.
💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;
Şirin Payzın: Şimdi bugün konuğum Yeni Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın. Benimle birlikte olacak. Gökhan Bey'e bir merhaba diyeyim hemen. Hoş geldiniz.
Gökhan Günaydın: Hoş bulduk. İyi yayınlar diliyorum. Sağ olun.
Şirin Payzın: Teşekkür ederim. Gündemde önemli başlıklar var. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AKP'ye geçti. Elbette bunu konuşacağız ve fon skandalını ama önce T24'ü ilgilendiren ama aslında bütün medyayı, bütün Türkiye'yi, izleyicilerimizi, seyircilerimizi ve basını ilgilendiren konuyla başlamak istiyorum. Bugün önemli bir eylem düzenlediniz. Yeni Parti olarak Anayasa Mahkemesinin önünde ve Siber Güvenlik Başkanlığına erişim engelleme yetkisi veren düzenlemeyi aslında protesto ettiniz. Neden? Son iki aydır ardı ardına hem gazetecilerin, aralarında benim de olduğum gazetecilere sosyal medya yasağı getirilmeye çalışılıyor. Kimi uygulanıyor, kimi yüksek takipçi oranı nedeniyle belki uygulanamıyor ama ciddi bir baskı var. Ama tabii son 6 gündür de T24'ün, Türkiye'nin en büyük dijital platformu internet gazetesi T24'e ve yıllardır 17 senedir hiç geri adım atmadan bağımsız kalma mücadelesi veren, gerçekten herkese aynı mesafede T24'e erişim engeli getirdiler. Tam 6 gündür itirazla cevap bekliyoruz ama o cevap gelmiyor. Şimdi bütün bunlara karşı sizler Yeni Parti olarak Anayasa Mahkemesinin önündeydiniz. Siz bu eylemde, medyayı yandaşlaştırma operasyonu olarak tarif ettiniz durumu. Gökhan Bey bu eylem sizce sesini duyurabildi mi?
Gökhan Günaydın: Bence yeni tip bir eylem biçimiydi. Çünkü bizim protestomuz değildi. Biz bunun organizasyonuna katkı koyduk ama dedik ki; kim varsa buradan rahatsız olan, mağdur olan gelsin platformun üzerine çıksın ve kendi sesini kendi duyursun. Ben de 3 dakika konuştum. Mağdur olduğunu düşünen gazeteci, sanatçı, aydın ya da yaşam biçimi nedeniyle engellenen, yasaklanan kim varsa herkesle aynı ölçüde ve aynı zaman diliminde biz mikrofon kullandık. Siyasal partiler arasında da oraya gelmiş olan, davetimiz üzerine oraya gelmiş olan tüm siyasal partilere bizim gibi üçer dakikalık söz verdik. Dolayısıyla bir kere biçim itibarıyla yeni nesil siyasete uygun bir protesto idi. Sahibi biz değil mağdurun ve halkın kendisiydi.
Yerini buldu mu meselesi için şunu söyleyeyim. Ben Anayasa Mahkemesi'nin önünden yeni geldim. Birçok kanalın ve sosyal medya hesabının bunu canlı vermeye çalıştığına tanıklık ettim. Buna tanıklık ettim. Halkın da buna ilgi duyacağını düşünüyorum. Çünkü bu mesele sadece orada hesabı engellenen 150-200 bin kişinin meselesi değil. Türkiye'nin demokrasiyle yönetilip yönetilmeyeceğini, basının özgür olup olmayacağını, sansürün sıradanlaştırılmasına izin verip vermeyeceğimizi gösterdiğimiz bir eylemdi. Bu bağlamda ben organize edenler açısından bir iş olarak görüyorum.
Kendimizin konuşmasını kısıtlayan ve herkese söz hakkı veren anlayışımızı yeni nesil siyasetin bir tezahürü olarak değerlendiriyorum. Gerisini değerlendirmek vatandaşa, millete, basının geneline kalmış göreceğiz.
Şirin Payzın: Şimdi gerçekten mesela T24 özelinde konuşalım. "LGBT propagandası yapmak" suçlamasıyla geriye dönük ta 15 yıl gerisine dönmüşler. Ve alakasız, konuyla ilgisi olmayan birçok haberi buna gerekçe olarak bulmuşlar; içeriğine bile doğru dürüst bakmadan ve böyle bir karar çıkardılar. Ama aslında bu kararın biz bununla hiçbir ilgisi olmadığını biliyoruz. T24 ya da diğer başka sosyal medyada hala gazetecilik yapmayı, habercilik yapmayı sürdüren kurum ya da kişiler, gazeteciler, işte Silivri'deki davaları izleyen, fon skandalını yakından takip eden bunlara yönelik bu baskılar var. Siz bu gidişatı nasıl değerlendiriyorsunuz? Evet. Anayasa Mahkemesi önünde dediğiniz gibi sivil toplum, gazeteciler, vatandaşlar bir araya geldiler. Sonuçta onların haber alma hakkı engelleniyor. Ama iktidarın gidişatını bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu baskılar nereye doğru evrilir? Nasıl gelişir ve aslında amaç nedir? Nedir tespitiniz?
Gökhan Günaydın: Ya iktidarın ve memleketin nereye doğru gideceği belli. Dünyada sosyal medya engelleriyle, internet kısıtlarıyla kimler anılıyor? Yani Kuzey Kore anılıyor. Öyle değil mi? Ya da ne bileyim işte Çin belli bölgelerde yapıyor bu işi ya da eski Sovyetik ülkelerde, Ortadoğu ülkelerine benzer bir şey yaşanıyor. Bir Avrupa ülkesinde, hatta hani demokrasiden geri adım atılmaya çalışılsa dahi Amerika'da böyle bir şeyle karşılaşılmıyor. Bu Türkiye'nin yöneldiği yeni ligi göstermesi açısından bir kere herkesin aklını başına alması gereken bir tablodur. Memleketi AKP'nin ve iktidarın nereye götürmek istediği belli. Bunu da bir yasal kılıf altında yapıyorlar. Şimdi bize diyecekler ki; ya yasa böyle. Yasanın öyle olması hukuka uygun olması anlamına gelmiyor.
Ben hep söylüyorum. Dünyanın önemli diktatörleri, şimdi teker teker saymayayım, kendi dönemlerinde en çok yasa çıkartan insanlardır. Çünkü meşruiyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi'nden ya da meclisten ve yasadan alabilirsin. Ama önemli olan iç hukukun evrensel hukuka uygun olup olmadığı nedir? O ifade özgürlüğü anayasada temelini bulmuş ya da basın özgürlüğü, haber alma, haber verme özgürlüğü. Bunların tamamını siz engelliyorsunuz. Nasıl bir yöntemle engelliyorsunuz? Bir Bilgi Teknolojileri Kurumu vardır. Niteliği itibariyle bu bir bağımsız idari otoritedir. Türkiye'de bağımsız idari otorite kaldı mı? Bunların iktidarla ilişkisi nedir diye buradan başlayıp sabaha kadar konuşabiliriz. Ama yine de Bilgi Teknolojileri Kurumu'ndan alınıp da yetkinin Siber Güvenlik Başkanlığı'na verilmesinin nasıl sonuçlar yarattığını gördüğümüzde hala bağımsız idare otoritede bunun olmasının, yani hükümetten bağımsız bir yapıda olmasının, en azından öyle savlanan bir yapıda olmasının önemini görüyoruz.
Şimdi Siber Güvenlik Başkanlığı kime bağlı? Cumhurbaşkanlığına bağlı. Cumhurbaşkanı hangi partinin genel başkanı? AKP'nin genel başkanı. En son seçimde, önümüzdeki seçimde rakibimiz olmaya hazırlanıyor mu? Yani engelleri var ama hazırlanıyor. Yani benim en geç üç yıl sonra olacak seçimlerdeki rakibime herhangi bir içeriğin çıkartılma yetkisini kanunla vermiş oluyoruz. Siber Güvenlik Başkanlığı'ndadır bu yetki demenizin bir anlamı yok. Çünkü o başkanlık cumhurbaşkanlığına bağlı. O da AKP'nin genel başkanı.
Şimdi siber güvenlik başkanı ne yapıyor? Eğer genel sağlığa, kamu düzenine, milli güvenliğe aykırı görürse, bakar mısınız? İçini nasıl doldurursan doldur. Torba büyük bir torba. "Seni milli güvenliğe aykırı gördüm. Seni genel sağlığa aykırı gördüm. Sen zaten kamu düzenini ikide bir bozuyorsun." diyerek o torbaya atıyor. Sadece içerik çıkartılması değil, erişim engellenmesi... T24 üzerinden bunun önemini anlatayım. T24'e diyorlar ki; sen son bir yıl içerisinde 100 tane LGBT'yi öven haber yaptın. Biz T24'ün Ankara temsilciliğine Sayın Genel Başkanımızla birlikte gittiğimizde Doğan Bey de oradaydı, Gökçer Bey de oradaydı. Hep beraber sohbet ettik. Anlattılar bize. Efendim son bir yıl içerisinde mi bu haberler? Bu haberlerin kimisi 2014'te 2015'te. O yazarların çoğu T24'ten çoktan ayrılmışlar. Başka mecralarda başka şeyler yazıyorlar. Kaldı ki eğer mesele gerçekten o yazılarda olan şeyse siz pekala o makalelerin siteden çıkartılmasına yönelik bir karar verebilirsiniz. Dolayısıyla onlar çıkartıldıktan sonra T24 yayın hayatına devam eder. Ama ne diyorsunuz? Hayır, madem bunlar var, sen kamu düzenini, milli güvenliği, genel sağlığı ihlal ediyorsun. Hadi koca siteyi kapatalım.
Bu meseleyi T24 üzerinden anlatıyoruz ama Türkiye'de 1400 - 1500 mecranın durumu böyle. Uzun yıllar boyunca ana akım gazeteci dediğimiz, artık hani düzeni tehdit etme meselesi değil de ana akım üzerinden, mainstream üzerinden yürüyen Türkiye'nin en iyi iktisat yazarları, en iyi siyaset yazarları, en iyi gazetecileri. Bunlar, bunların erişimi engelleniyor ve bunların siteleri kapatılıyor. Biz şunu ifade ettik; Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bunlar görüşülürken. Bir, Siber Güvenlik Başkanlığı'na bunun aktarılması asla doğru değildir. İki, mutlaka bir hakim güvencesi lazım. E var ya, neymiş efendim hakim güvencesi? Siber güvenlik başkanı erişim engelleme ya da içerik çıkartılması kararı verirse, fetva adeta bu, 4 saat içerisinde muhataba bunu uygulamak zorunda. Yalnızca 4 saat içinde uygulamak zorundasın. Zaten kapatıyorlar. Sonra 24 saat içerisinde Siber Güvenlik Kurumu Başkanı bunu Sulh Ceza Hakimliği'ne götürüyor. Sulh Ceza Hakimi de 48 saat içerisinde karar veriyor. Eee, hakim teminatı da böylece sağlanmış oluyor mu diyeceğiz? Arkamıza yaslanacağız, rahat et nasıl olsa hakim teminatı var sorun yok mu diyeceğiz? Ya bu memlekette Sulh Ceza Hakimlikleri ile savcılıkların nasıl işbirliği içerisinde çalıştırıldığını, o yapının nasıl dikkatle dizayn edildiğini bilmiyor muyuz? Sulh Ceza Hakimliğine savcılıktan sevk edilen bir kişinin tutuklanmasının ne kadar jet hızıyla olduğunu yaşayarak görmedik mi?
O halde bana kim ikna edebilir ki Sulh Ceza Hakimliğinin burada bulunması bir hakim teminatı veriyor? Hadi bırakın böyle diyelim ki bağımsız yargı sorunu açısından yaptığım vurgulamayı; ihtisas kuruluşu mu bu? Bu alanda bir uzmanlığı mı var? Basın alanında bir bilgisi mi var? Sulh Ceza Hakimi'nin çoğu zaman çok yeni hakimler ve ihtisasları olmadan tek hakimle şak diye karar veriyorlar. Dolayısıyla orta yerde 13 Eylül'den bu yana tümü muhalif olmak üzere muhalefetin çeşitli renklerindeki, kanatlarındaki binlerce insanın sosyal medya hesaplarına, internet sitelerine yasak geliyor. Bu Türkiye'nin özgürlüklerinin ortadan kaldırılması ve sansürün çok ağır bir şekilde dayatılmasının en son ve en önemli hamlelerinden bir tanesidir. Çünkü haber alma özgürlüğünüz yoksa geriye tepki koyma özgürlüğünüz de kalmaz.
Eee bu bağlamda çok önemsiyoruz. Biz bunu sadece mecliste muhalefet etmekle kalmadık. Hatta bugünkü tavrımıza uygun bir şekilde söyleyeyim. Yalnızca Yeni Parti değil. Örneğin diğer grubu bulunan Yeni Yol Partisi yani DEVA, Gelecek, Saadet, arkasından İYİ Parti, sonra DEM, DEM'in içindeki bileşenler Türkiye İşçi Partisi'nden TİP'ne kadar ayrıca Yeniden Refah Partisi gibi herhangi bir grupla beraber olmadığı halde mecliste bulunanlar, bunların tamamı bunun olmayacağını, olamayacağını söyledi. Saadet Partisi'ni saymadım galiba. Onları da sayayım. Bunu Anayasa Mahkemesi'ne götürme yetkisi bizde. CHP'deyken bu yetki bizdeydi. Yeni Parti'deyken de bu yetki bizde. Dolayısıyla yasa çıktıktan sonra derhal nitelikli bir çalışmayı ilgili kuruluşlardan da görüş alarak gerçekleştirdik ve bunu Anayasa Mahkemesi'ne götürdük. Bugün de Anayasa Mahkemesi'ne diyoruz ki; bak biz bunu sana 21 Eylül'de teslim etmiştik. O tarihten bu yana sürekli engellemeler oluyor. Bir yürütmeyi durdurma kararı verebiliyordun eskiden. Bunu yeniden hatırla ve içtihatlarına geri dön. Ayrıca yürütmeyi durdurmadan sonra da bir iptal kararı ver ki Türkiye'de demokrasinin temel güvencesi olan ve işte erklerden birisi olarak da sayılan basının özgürlüğü devam edebilsin bu memlekette.
Şirin Payzın: Şimdi buradan kısa bir ara soruyla diğer meselelere geçeceğim ama bu engellemelerin işte sizin de anlattığınız gerek kişilere yönelik gerekse basın kuruluşlarına, dijital basın kuruluşlarına yönelik kısıtlamaların, engellerin ve baskının bir seçim hazırlığı olduğunu düşünüyor musunuz? Yani seçimlere giderken biz bunları daha mı sık göreceğiz? Ya da iktidarın asıl yapmak istediği seçime doğru ilerlerken hiçbir riski almamak mı? Nasıl görüyorsunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gökhan Günaydın: Evet, 2026'nın ekimindeyiz. En geç 2028'in Mayıs'ında bu memlekette bir seçim var ve iktidar seçime bir tek muhalif ses kalmadan gitmek istiyor. Bu bir saha temizliğidir, bir zemin temizliğidir. Buna yönelik atılan adımların sonuncusu ve bence en tehlikelilerinden bir tanesidir. Eğer burada biz yeterli tepkiyi veremezsek, Anayasa Mahkemesi zamanında tutum alamaz ise susturulmuş bir medya ile gideceğiz. Konvansiyonel medyanın hali ortada. Yandaşlaştırılmış basın ortada. Muhalif medyaya yönelik her gün baskıların ve kapatma tehditlerinin olduğu biliniyor. E bu olunca geriye sosyal medyanın gücü kalıyor. Birilerini de Twitter belası diye nasıl bağırdıklarını hatırlıyoruz. Twitter belası dedikleri aslında sosyal medyada insanların ve hesap sahiplerinin kendilerini özgürce ifade edebilme gücü. Buna dayanamıyorlar. Dolayısıyla evet bu bir seçim öncesi saha temizliğidir. Saha temizliği yapmalarına ve muhaliflerin tamamını, sesi çıkan muhaliflerin tamamını o saydığım üç torbadan birine atmalarına izin vermemeliyiz.
Şirin Payzın: Şimdi siz Anayasa Mahkemesi'nin önünde bu eylemi bahsettiğiniz gibi sivil toplum örgütleri ve gazetecilerle birlikte bu eylemi yaparken Ankara'nın diğer bir köşesinde tam da aynı zamanlamayla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AKP rozetini taktı. AKP'ye geçti. Sadece geçmekle de kalmadı, bir konuşma yaptı ve o konuşmasında "AKP kimsesizlerin kimsesidir" dedi ve cumhurbaşkanının sözleriyle bir rozet törenini gerçekleştirmiş oldu. Şimdi şunu sormak istiyorum. Bir kere ilk önce tepkinizi tabii merak ediyorum. Daha önce de işte Ali Mahir Başarır da parti adına bazı şeyler söyledi ama sizin tepkinizi merak ediyorum ve bu noktaya nasıl gelindi? Arada ne oldu da Cemil Tugay AKP'ye geçmeye ikna edildi ya da zorlandı mı? Ne dersiniz?
Gökhan Günaydın: İster ikna edilsin ister zorlansın, mekanizma ne olursa olsun. Biraz sonra mekanizmaya döneceğim. Ama Cemil Tugay adına utanç verici. Cemil Tugay'dan utandık. Tiksindik. Sadece oraya geçmesinden değil. Dün gece İzmir Marşı eşliğinde İzmir'de çöp dağlarını gösteren görseli yalayıp yutmuş olmasına, arkasından da bugün konuşmasında Erdoğan'a ve AKP'ye övgüler düzmesini utanarak izledik. Hani diyordu ya eskiden, "Annem bunu affetmez, eşim beni eve almaz". Annesi ve eşi ne diyor bilmiyorum ama İzmirli ne diyor merak ediyorsa bir sokağa çıkıversin. Yanında koruma olmadan bir sokağa çıkıversin. Bak ben bu partinin grup başkan vekiliyim. Hiç yanımda koruma görmedi kimse benim. Çünkü milletten korkacak bir halim yok. Bir sokağa korumasız çıksın, İzmirli kendisine nasıl muamele ediyor bir görsün. Bundan sonra da bu muameleyle yaşayacak.
Hani bunu seçmiş olanlar var mı daha evvelden? Var tabii canım. İşte Afyon Belediye Başkanı orada değil mi? Bu tarafa doğru gelirseniz Aydın Belediye Başkanı orada. Yani Ankara'dan çıkarsanız İzmir'e doğru giden yolda o kervanı ve o yolu daha evvel izlemiş olan, aynı utancı kendilerine, ailelerine ve topluma daha evvel yaşatmış olan başkanlar var. Kervan'ın sonuncusu Cemil Tugay. Cemil Tugay'ın da "Ben asla AKP'ye geçemem. Geçersem eşim karım annem çok kızar" dediği laflarını da duyduk. Bunların tamamını yutabilecek karaktere sahipmiş demek ki. Şimdi dolayısıyla bir kere bunu görelim.
İkincisi de şunu söyleyelim. Vatandaş şunu bize soruyor ve çok haklı sormakta. Bu Cemil Tugay'ı siz seçmediniz mi kardeşim?
Cemil Tugay'ı sen seçtiysen burada senin payın yok mu? Yani şunu ifade edeyim. Bu parti 1400'den fazla noktada belediye başkanı seçti. Belediye başkan adayı seçti ve onların seçilmesiyle de parti Türkiye'nin en büyük belediyelerini kazandı ve arkasından da birinci parti oldu. Kuşkusuz eksiği gediği vardır, yanlışı vardır. Partinin yerel yönetimleri var, MYK'sı var, parti meclisi var. Bunlar kolektif bir kararla seçilmiş konulmuş olan insanlar. Ne eksik gedik varsa, ne yanlış varsa; ben grup başkan vekiliyim, o tarafta değilim ama üzerime düşen payı ben alayım kabul edeyim.
Ama başka bir şey var. Türkiye'de şu ana kadar 90'a yakın seçilmiş belediye başkanı AKP'ye geçti. Hacı Yakışıklı denilen bir gazeteci var. O gazeteci 1,5 yıl evvel diyordu bunu zaten. "80-90 tane belediye başkanı AKP'ye geçecek" diyordu. Nereden biliyordu Hacı Yakışıklı? Hani o büyük entelektüel birikimiyle mi bunu saptamıştı ve söylemişti? Yoksa bir plandan önceden haberdar mı olmuştu? Hangi partilerden milletvekili, belediye başkanları geçti? Yeniden Refah Partisi'nden geçti. Öyle değil mi? Saadet Partisi'nden geçti. İşte DEVA'dan geçti. Bütün partilerden geçti. Bütün partilerden oraya geçen olduğuna göre demek ki bu mesele seçme meselesinden ya da parti meselesinden öte bir mekanizmaya bizim eğilmemiz gerektiğini söylüyor.
Nedir o mekanizma? Geliyorlar ve sana diyorlar ki, "Sen belediye başkanlığına devam etmek mi istiyorsun? Bak seninle ilgili şöyle dosyalar var." Böyle dosya yok mu diyorsun? "O zaman sana gizli tanık ayarlarız canım, önemli değil. Yani her şey halledilebilir." Dolayısıyla sen ya belediye başkanlığını bize geçerek, koltuğunda oturarak devam edeceksin ya da doğru seni Silivri'ye göndereceğim birader. Buna evet diyenler oldu. "Ben onurumla asla böyle bir şeye izin vermem. Böyle bir şeye gelemem ben" diyenler oldu. Örneğin Yeni Ataşehir Belediye Başkan Vekili tutuklandı değil mi? Annesiyle ve ailesiyle görüştü arkadaşlarımız. Bana bu sabah aktardıklarını söyleyeyim. Geliyorlar aynı şeyi ona söylüyorlar. "Sen bize geç. Ataşehir'de devam et. Ya da ise atacağız seni içeriye." Adamcağız da Murat Güneş ailesini topluyor. "Böyle bir şey söylediler bana. Benim fikrim belli ama size de danışmak istedim." diyorlar. Annesi dahil olmak üzere herkes diyor ki, "Bizim ailemizin bir adı var, bir onuru var. Bu onuru çiğnetme. İçeriye seni atacaklarsa girersin içeriye. Payına ne düşüyorsa sen de o payı yaşarsın, yatarsın. Sonra hayatına onurla devam edersin." diyor.
Şimdi söyleyelim. Kuyu tipi cezaevinde Çorlu'da yatan Sinem Dedetaş'ın onurunu mu bu memleket sayacak ve yükseltecek? Yoksa bugün AKP'ye methiyeler düzen Cemil Tugay'ın onurunu bu memleket görecek ve düzenleyecek? Bundan sonraki hayatınızı böyle yaşayacaksınız. Hiç kimse bana demesin ki beni tehdit ettiler. İşte bana şöyle... Hepimizi tehdit ediyorlar kardeşim. Eğer tehditten korkuyorsan, içeriye girmekten korkuyorsan bunu bir yıl evvel söyledik. Çekil kardeşim bas istifanı. Belediye başkan vekilini alsın. Cesur bir adamsa o götürsün. "Ben Silivri'ye girmekten korktum da bilmem ne yaptım da onun için buraya geçtim" laflarından bir vazgeçin. Ha zaten onu bile söylemiyor. Neymiş? AKP kimsesizlerin kimsesiymiş. Ampulle yeni mi aydınlandın Cemil Tugay? Birdenbire mi ampulün farkına vardın? Adamlar diyorlar ki bak İzmir Marşıyla beraber çöp dağlarını gösteriyorlar. Senin döneminde mi oldu bunlar? Hı hı. Dolayısıyla hani kimsesizlerin kimsesi varsa o işte önce İzmir halkının sonra da bizim karar vereceğimiz milletin karar vereceği bir iş olacak.
Şirin Payzın: Şimdi Cemil Tugay 38. Olağan Kurultayda Özgür Özel'e ve değişim hareketine destek vermişti. Sonra CHP'ye mutlak butlan kararından sonra CHP'den istifa etti. Hatta bu yaz aylarında Yeni Parti'ye katılabileceği söylenmişti. Bağımsız kalmayı tercih ettiğini açıkladı ve sonrasında AKP'ye katıldı. Siz de söylüyorsunuz tehdit ediyorlar ya da işte birtakım dosyalar koyuyorlar diye. Siz Yeni Parti olarak Cemil Tugay'ın tam spesifik olarak, yani net olarak hangi dosyayla ya da önüne ne konularak tehdit edildiğini biliyor musunuz? Yani bu yönde bir araştırmanız oldu mu yoksa bu genel bir şey mi olarak söylüyorsunuz?
Gökhan Günaydın: Ben Cemil Tugay'la aşağı yukarı 9 aydır hiçbir görüşmem olmadı. Eskiden İzmir'e gittiğimde uğrardım. O da bazen bana telefon ederdi. 9 aydır hiçbir temasımız yok. Dolayısıyla benim ne kişisel olarak ne de parti üzerinden bana ulaşan "şu dosyayla tehdit edilmiş" diye bir bilgim yok. Ama ben hukukçuyum. Karine'ye bakarım. Ne demek karine? İzmir gibi bir kentte belediye başkanısınız. O kentin önemi Kuvayı Milliye'nin merkezi sayılır orası değil mi? Yani emperyalizmin denize döküldüğü topraklar. Dışarıda 10 tane İzmirliye siyasal görüşünü sorarsan Atatürk hakkında, Yeni Parti hakkında, AKP hakkında, Erdoğan hakkında görüşünü sana çok açık olarak söyler. Sen burada seçildin, aday gösterildin ve seçildin. Bütün bu İzmir halkını karşına alarak sokaklarda dolaşamayacağını aklı bali olan herkes bilir. Sen de biliyorsun. Bunu göze alıyorsan eğer orta yerde ya havuç vardır ya sopa vardır. Yoksa ampul adamı birdenbire aydınlatmaz.
Dolayısıyla spesifik olarak vatandaşın derdi nedir bilmiyorum. Umrumda bile değil. Önemli olan hangi tehdit, hangi sopa, hangi havuç olursa olsun onurla durabiliyor musun duramıyor musun? Mesele budur. Yani ben 20 küsur yıldır siyasetin içindeyim. O havuçlar, o sopalar bize çok gösterildi. Biz onurumuzla durmayı bugüne kadar başardık. Bundan sonra da böyle durarak tamamlayacağız hayatımızı. Dediğim gibi hani içeride yatanlar var. Ekrem İmamoğlu içeride yatıyor. Sinem Dedetaş içeride yatıyor. Fatma Kaplan Hürriyet içeride yatıyor. İnsan arkadaşlarından, içeride yatan kadın belediye başkanlarından utanmaz mı? İzmir halkından utanmaz mı?
Şirin Payzın: Peki, bugünün aslında en çok konuşulan konularından bir tanesi de Cemil Tugay'ın geçmesi değil. Sadece bu işin devamında önümüzdeki günlerde sıranın İBB'ye geleceği yönünde. Siz bu belediyelere el koyma silsilesinin İBB'ye doğru ilerlediğini düşünüyor musunuz? Böyle düşünenlere yorumunuz ya da cevabınız ne olur? Hatta en geç Kasım ayında...
Gökhan Günaydın: Düşünmüyorum demek hayatın olağan akışına yabancı kalmak demektir. Adamların yaptıkları belli. Ankara'ya İstanbul'a bakalım. Adalardaki utanmazlığa, Üsküdar'daki utanmazlığa şimdi Ataşehir'deki utanmazlık ekleniyor. Öyle değil mi? Ataşehir'de 26'ya 12'ydi belediye meclisi üyesi sayısı. Yeni Parti'nin daha doğrusu diyelim ki işte Onursal Adıgüzel'i destekleyen belediye meclis üyeleri 26 kişi, AKP 10 kişi, MHP 2 kişi. Sonra Onursal Adıgüzel'i tutukladılar. Sonra 6 tane belediye meclis üyesini transfer ettiler. Sonra belediye başkan vekili dahil olmak üzere üç tane belediye meclis üyesini de ayrıca tutukladılar. Dolayısıyla Ataşehir'i uygun, münhal hale getirdiler. Bunları bu kadar utanmazca yapanlar daha Üsküdar'da yaptıklarının mürekkebi kurumadı. İstanbul Büyükşehir'de utanırlar mı sanıyorsunuz? Dolayısıyla hani bu operasyonun oraya doğru yöneleceği belli.
Şimdi bir rakam paylaşayım sizinle. En son anket bir hafta evvel falan Üsküdar'da yapıldı. Üsküdar'da yapılan ankette Yeni Parti 38, AKP 32 görünüyor. Ben AKP'nin Üsküdar'da 32 alabileceğini düşünmüyorum ama Üsküdar AKP'nin İstanbul'daki merkezlerinden bir tanesiydi. Öyle değil mi? Ve operasyonu taze yaptıkları yerdi. Ve operasyonu bize şöyle anlattılar: "Üsküdar halkı hizmet alamıyordu. Biz operasyon yaptık. Üsküdar'a hizmet edeceğiz." Hemen arkasından Üsküdarlı sana bu cesareti vermediğini, bu hakkı vermediğini gösterdiği oy davranışıyla ortaya koydu. Ataşehir'de bugün seçim olsa farklı bir sonuç mu çıkar? İstanbul'u hatırlayalım. 2019'da 13.000 oyla başladı değil mi İstanbul Büyükşehir'in bize geçmesinin öyküsü. Sonra o 2019'un haziranında 806.000'e, 2024'te 1 milyona çıktı. Bugün seçim olsa İstanbul'da yine biz birinci partiyiz. Bu neyi gösteriyor?
Çökme sözcüğü mafyanın yapabileceği bir şeydir. Eskiden konuşurduk değil mi? İşte şu ülkede örneğin Avrupa Birliği'ne girmeden evvel Bulgaristan'da mafyanın etkinliğinden bahsedilirdi veya Sovyetik ülkelerdeki etkilerinden bahsedilirdi. Şimdi bu yöntem ne yöntemidir? Yani havuç sopa ilişkisiyle, kamu organlarıyla, kamu aktörleriyle, kamu ajanlarıyla birlikte kurulmuş kumpasla belediyeleri düşürme operasyonu açıkça bir mafya çökme operasyonudur. Başka bir şey değildir. İstanbul'a da yapabilir misiniz? Ya elinizde millet gücü yok, millet iradesi yok ama elinizde maalesef kamu gücü var ve o kamu gücünü tanımlandığı gibi hukuka uygun değil, hukuka ve kamu yararına, kamu düzenine aykırı olarak kullanıyorsunuz. Dolayısıyla buna karar veren bir hakim de bulabilirsiniz, savcı da bulabilirsiniz. Operasyon yapacak içişleri bakanı, adalet bakanı da bulabilirsiniz. Dolayısıyla bütün bu işler İstanbul'a da yürüyebilir.
Ama mesela 2024'ün Ekim ayında Esenyurt'ta başladığınız bu operasyon süreci AKP'nin oy oranında bir kımıldama ortaya koyabildi mi? Sizi yukarıya doğru çıkartabildi mi? Kendi seçmeniniz size "helal olsun iyi yapıyorlar" diyor mu yoksa "bu kadar olmaz" mı diyor? Bu kadar olmaz diyenleri Anadolu'da mesela bir dükkanda ya da bir sokakta görebiliyorsunuz. "Ben yıllarca AKP'ye oy verdim ama bu yaptıkları kabul edilemez. Lütfen dik durun" diyor adam. Ve bunu söyleyen adam yıllarca AKP'ye oy vermiş adam. Dolayısıyla bu hukuksuzlukları dün yapanlar, bugün yapanlar yarın yapmazlar diyemem ama bu tablo, bu işi yapanlara yaramayacak bu operasyonlar. Bunu ifade edeyim.
Şirin Payzın: Şimdi bu noktada şunu sormak isterim. Bu operasyonlar işte sizin de bahsettiğiniz gibi ard arda bugün mesela Çeşme Belediyesi'nde de bir operasyon var. Yukarıya doğru işte çıkıyor. Belki de Ege'deki diğer belediyelere de başka belediyelere de. Şimdi bir kere seçmende ciddi bir şekilde "bundan sonra artık yerel seçimler yapılamaz, yapılmayacaktır ve yerel seçimlerin bir anlamda dolaylı yoldan iktidar engellemesini yapmıştır" duygusu hakim. Diğer taraftan genel seçimler konusunda da, genel seçimler için de tabii İzmir'in, İstanbul'un el değiştirmesi, iktidara geçmesi çok önemli ve genel seçimlerin de nasıl yapılacağını etkiliyor. Bundan sonra ne yapacaksınız muhalefet olarak? Çünkü evet İzmir de gitti. Daha önce İBB Saraçhane'de büyük mitingler gördük. Hala da Özgür Özel ve Yeni Parti bu mitinglerine Anadolu'nun çeşitli kentlerinde devam ediyor. Ama bundan sonrası için ne yapılabilir sorusuna nasıl cevap verirsiniz? En azından bu yönde beklenti ve eleştirilere nasıl cevap verirsiniz?
Gökhan Günaydın: Şirin Hanım, İzmir gitmedi, Cemil Tugay gitti. Bana yakışmayan bir sözcük söyleyeyim mi? Yani hani kediye kedi demeden kibar kibar dolaşıyoruz. Yani içimden geleni söyleyeyim. Defolsun gitsin. Bu memleket, bizden seçilip de Erdoğan'a rozet taktırmayı içine sindirebilen ve yaptığı konuşmayla da AKP'ye dalkavukluk yapan insanları belli bir yere koyuyor. İzmir durduğu yerde duruyor. Dolayısıyla İzmir gitti lafına katılmıyorum. Aydın da gitmedi, Afyon da gitmedi, Üsküdar da gitmedi. Onların hepsi yerinde duruyor. Oralarda milli irade hırsızları türedi ve milli irade hırsızları bazı operasyonları yaptılar, yapıyorlar.
Söylediğiniz şey tam da bunların vatandaşı getirmeye çalıştığı şey. Yani Türkiye'yi sandığı tekmelemeye çalışan bir iktidar yönetiyor. Biz uzunca bir dönem temsili iradenin krizi üzerinden konuştuk. Bir İtalyan yazarın, Sartori'nin Demokrasi Teorisine Geri Dönüş diye bir kitabı vardı. Orada sadece sandıkta oy vermenin demokrasi olmadığını, bilgi alma, öğrenme, reaksiyon gösterme yolları açık olmaz ise sandık demokrasisinin, temsili demokrasisinin olumlu sonuç vermeyeceğini söylüyor idi. Biz şimdi temsili demokrasiyi muhafaza etmeye çalışıyoruz. Böyle bir tablo. Türkiye sandık olmadan yönetilebilen bir ülke midir? Değildir. Yönetilemeyecektir. O sandık bu memleketin önüne mutlaka gelecektir. Dolayısıyla o sandığın gelmesi için de, sandığın güvenliğinin sağlanması için de, sandıktan olumlu sonuçların çıkması için de biz her türlü çalışmayı yapıyoruz.
Hiç kimsenin pijamasını giyip koltuğuna yaslanıp, "Ey Yeni Parti, şimdi ne yapacaksın? Söyle bakalım." deme hakkı ve yetkisi yok kardeşim. Ne yapacaksak hep beraber yapacağız. Eksik yapıyorsak gelin söyleyin. Ne eleştiriyorsan elbette gel eleştir. "Şunu yanlış yaptın, şurayı da açık bıraktın" de. Biz de seni yanımızda görelim. Hep beraber çalışalım. Şimdi nereye getirmeye çalışıyorlar? Ya seçim olsa ne olacak yani? Sandık gelse ne olacak? Adam seçilmişlerin tamamını zaten görevden alıyor arkadaşlar.
En geç 2028'in mayısında genel seçim olacak. Biz orada cumhurbaşkanını seçeceğiz. Biz orada milletvekillerini seçeceğiz. Yani parlamento çoğunluğunu seçeceğiz. Yerel seçim ne zaman olacak? 2029'da olacak. Dolayısıyla AKP 2028'de genel seçimi kazanırsa, bir kere daha cumhurbaşkanlığını, bir kere daha milletvekilliği seçimini, o zaman diyebilirsiniz ki yerel seçimlerin bir işlevi kalmıyor. Çünkü kimi seçersen seç bunlar zaten görevden alıyorlar diyebilirsin. Ama sen önden yapılacak, en geç 2028'de yapılacak seçimlerde "yeter artık bu düzen, bu düzeni değiştireceğim ben. Erdoğan'ı bir evine gönderelim. Biraz torunlarıyla oynasın bakalım. Ya da AKP'nin yarattığı bu foncu ponzi düzenini bir an evvel bunların başına geçirelim ve yerine doğru dürüst bir yapı kuralım" dersen 2028'in mayısından itibaren bu memleket yeniden aydınlanmaya başlar. 2029'da da yerel seçimleri yaparız. AKP bazı belediyeleri kazanırsa o belediyelere hukukla ve demokrasiyle tavır yapılır, müdahale edilir, edilmez. Ama bunlar hukuk ve demokrasi içerisinde olur.
Dolayısıyla vatandaşı getirmeye çalıştıkları yere gelen vatandaş bundan dolayı sevinç duymasın. Vatandaş oraya gelmeyecek. Her türlü baskıya rağmen diyecek ki ben o sandığı da getireceğim. Sandığı da koruyacağım. Sandıkta da oy vereceğim. Demokrasiyi de muhafaza edeceğim. Ya da ise şöyle diyebiliriz. Bunlar nasıl olsa sandık getirmez. Sandık getirse de seçileni zaten görevden alır. Onun için ben seçime en iyisi gitmeyeyim. Adam o saatten sonra bir yerde sandık kuracak. Seçime gitme oranı düşmüş bir şekilde yeniden seçilecek ve siz de ağlamaya ve önüne geleni eleştirmeye devam edeceksiniz. Böyle bir şeyi hiçbirimiz istemeyiz. Hepimizin eksiği var, hatası var, yanlışı var ama hep beraber bir sorumluluğumuz var. Bu sorumluluğumuz memleketimize, çocuklarımıza karşı olan sorumluluklarımız. Bunları da yerine getirmek görevimizdir.
Şirin Payzın: Şimdi zamanımız azaldı. O yüzden Devlet Bahçeli'nin geçen salı günü grupta enteresan sözleri vardı. Mesela işte yürütme Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, yasama MHP'ye dedi. Bir fark yani önümüzdeki seçimler için parlamento çoğunluğunun MHP'de olması gerektiğini söyledi. Bütün bunları size soracaktım ama vaktimiz azaldığı için fon skandalına değinmeden bu yayını kapatmak istemiyorum. Bir başka sefere uzun uzun seçimlerde ne olur ve en önemlisi muhalefet bir araya gelebilir mi? Tabii sizin bu anlattıklarınızda en önemli unsur muhalefetin güç birliği yapması ön planda olacak. Evet ayrı ayrı tepki veriliyor ama birlikte tepki ya da birlikte demokrasi için direnme çok önemli olacak. Şunu sorayım şimdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün işte bu rozetin takıldığı toplantıda konuştu. Şöyle bir hava verilmeye başlandı ki bunu biz daha ilk bu skandal patladığında söylüyorduk. Ya bu iş bir noktada "ya bu olayı da çözerse Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP çözer" deyip bir iki kurban vererek bu skandal meselesini toparlar mı? Toparlar mı acaba diye sormuş ve yorum yapmıştık. Bugün nitekim Cumhurbaşkanı bu yönde bir açıklama yaptı. "Yine biz çözeriz bu işi" dedi. "Kimse merak etmesin" dedi. Ve aynı sıralarda Fatma Betül Sayan Kaya'ya da ve eşine de soruşturma izni verildi ya da SPK soruşturma iznini verdi. Dolayısıyla ifade verecekler ya da veriyorlar. Belki bugün içinde verecekler. Gidişatı son olarak bir değerlendirmenizi rica ediyorum. Bu işin kapatılacağı ve bir iki kişinin işte küçük ilişkiler ağında "ya bunlar da münferit işte şeytana uymuşlar, yoldan sapmışlar" olarak tanımlanıp bırakılacağı gibi bir izlenime siz de sahip misiniz? Yoksa dün adalet bakanı dedi ki, "Hayır" dedi, "Paraları iade edilse bile" dedi, "biz" dedi, "bu işin hukuki tarafını gittiği yere kadar götüreceğiz." Bunun altının dolduğunu düşünüyor musunuz? Yani bu yolda ilerlendiğini düşünüyor musunuz? Yoksa yavaş yavaş sönmeye mi başlayacak bu fon skandalındaki iddialar?
Gökhan Günaydın: Önce birinci değindiğiniz konuya ilişkin bir şey söyleyeyim. Devlet Bahçeli'ye Allah öyle bir özgüven vermiş ki %5-6 civarında oyu var galiba şu anda. Yani çalışırsa mesela oyunu %5'ten %8'e, %10'a, %15'e, %20'ye, %25'e, %30'a çıkartırsa, bizim kadar oy almış olacak. Yani %5'lik, %6'lık oy alan bir partinin genel başkanı kimin mecliste çoğunluğu sağlayacağını, kimin cumhurbaşkanı olacağına karar veriyor ve bunu da kamuoyuyla paylaşıyor. Dediğim gibi sen önce oyunu, 5 olan oyunu 6 yap. 6 olan oyunu da 7 yap. Bununla şükret. Eğer milletten oy alabiliyorsan biraz da sokağa çık. Vatandaşın senin hakkında ne söylediğini bir dinle bakalım. Dolayısıyla onu bir tarafa koyuyorum.
Gelelim buraya. Bir sorunun müsebbibi sorunun çözümü olamaz. Bakın, Sermaye Piyasası Kurulu şirketlerin halka arzına karar veriyor. Tera fonunun halka arzına hayır diyen, "Bu yetersizdir, bu uygun değildir. Bu zayıftır" diyen SPK üyeleri cumhurbaşkanlığının imzasıyla görevden alınıyorlar 2021-22 döneminde. Dolayısıyla bugün ortaya çıkan tablo tümüyle AKP ile bağlı. AKP'nin yalnızca liyakatsızlığını değil aynı zamanda soygunculuğunu da ortaya koyan bir tablodur. Bu tablo Türkiye'ye yalnızca 830 milyar TL'ye patlamadı. Aynı zamanda büyük bir devlet krizi ve büyük bir güvenlik krizi de yarattı.
Piyasaya güven kalmadı, devlete güven kalmadı. Yani kimlerdir bunlar? Aşağıda atıyorum Özata Gıda, Gündoğdu Gıda. Hisseleri birdenbire %7.000 değer kazanmış. Bunlara bakıyorsunuz. Bunların alayı kökten AKP'li. Yeterince kanıtladık. Burada bir kere daha söylemiyorum. Aracı fonlara bakıyorsunuz. Muhammed Yarız denilen adam 28 yaşında. AKP'nin gençlik kollarından gelmiş. İşte boyunun 500 katı yatlara binen yeni yetme bir AKP'li. Hayati Yazıcı'nın oğlunun burada adlarını görüyorsunuz. Senin eski bakanın, eski milletvekilin içeride. Fatma Betül Sayan Kaya için bir şey söyleyeyim mi size? İçlerinde belki de en amatörü bu kısmıs. Çünkü kendi adıyla, kocasının adıyla 2 milyar liracık iş yapmış. Asıl orada çantacılar var. Biz o çantacıları biliyoruz. O çantacıların kimin adına iş yaptıklarını, 20 milyar lirayı tek partide nasıl götürdüklerini biliyoruz. Bunlar er geç meydana çıkacaklar.
Evet. AKP'nin iki planı var. Bir, işte birkaç tanesini öne koyalım, onları harcayalım ve geriye kalanı muhafaza edelim. Çünkü herkesi harcamaya kalkar isek bu ipin ucuna herkes dizilir. İkinci bir iş daha var. Mağdurları da işte tatmin etmeye çalışalım. 350 bin - 1 milyon liranın altında zarar gören vatandaş var. Onlara ödeme yapalım. Ne kadar bu ödeme? En iyi ihtimalle 150-160 milyar TL. Kamu kaynağı kullanılmadan yapılacakmış. Nasıl yapacaksın acaba? Hani ortada 150-160 milyar liralık boşta duran bir kaynak mı var ki sen bunu mağdurlara vererek bu işten kurtulabileceksin? Kamu kaynağı kullanacaksın. Kamu kaynağı kullanmazsan o zaman hukuk dışı zorlar üzerinden bu işi yapacaksın. Bütün bunların hepsine bakacağız.
Başka bir şey daha var. Borsada 7 milyona yakın yatırımcı var. Borsanın 12.500'ün altına düştü endeksi. Yani enflasyonun %30 olduğu bir ortamda borsa sürekli değer kaybediyor. Bu taban yapan hisselerde paralarını kaybeden ve foncu ponzici olmayan vatandaşlara ne diyoruz biz? Türkiye'de artık yerli sermayeye gir, yerli sermaye gidiyor yurt dışında yatırım yapıyor. Yani Mısır'a giderseniz Mısır'a kaçmış olan Türk tekstilcisini görüyorsunuz. Fas'a giderseniz Fas'a kaçmış olan otomotiv yan sanayicimizi görüyorsunuz. İçeriye sermaye alabiliyor musun? İçeriye de sermaye alamıyorsun. Enflasyonda dünya beşincisisin. Millet karnını doyuramıyor. 30 milyon insan açlık sınırının altında. Sen bana diyorsun ki bunu gene AKP çözer.
AKP'nin memleketi getirdiği nokta artık uçurumdan önceki son çıkıştır. Ya bu çıkıştan hep beraber çıkacağız ya da bu memleketin sonu iyi değildir. Dolayısıyla Erdoğan'ı bu işleri çözüm adresi olarak görmek en büyük abesle iştigaldir. Bir şey söyleyeceğim size. Devlet Denetleme Kurulu başkanını bu işi denetlemekle görevlendiriyorsun. Ya Devlet Denetleme Kurulu Başkanı daha düne kadar Borsa İstanbul'un yönetim kurulu üyesiydi. Ya şunu aklı başında, yani yeni mezun bir kaymakam ilçesinde bu tip iş yapmaz. Denetleme başka yerdedir, icra başka yerdedir. Şimdi gelecek Devlet Denetleme Kurulu Başkanı o şapkasıyla Borsa İstanbul'a "denetlemeye geldim" diyecek. Denetleyeceği işlemlerin hepsinin altında kendi imzası var. Akla hayale sığıyor mu? Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterinin Borsa İstanbul'un yönetim kurulunda ne işi var? Cumhurbaşkanlığı iletişim başkanının Borsa İstanbul'un yönetiminde ne işi var? Buralar sizin arpalıklarınız mı? Memleket sizin arpalığınız mı? Bu memleketi bu hale getireceksin. Sonra diyeceksin ki çözerse gene Erdoğan çözer. Erdoğan'ın olduğu yerde çözüm yoktur, çöküş vardır. Herkes aklını başını alsın. Biz bu meselenin bir parti meselesi, bir Yeni Parti meselesi olmadığını, bu meselenin bir memleket meselesi olduğunu söylüyoruz. Sorun müsebbipleriyle çözülmez. Sorun namuslu, güçlü, yeni kadrolarla çözülür.
Şirin Payzın: Peki Gökhan Günaydın, çok teşekkür ederiz katıldığınız için. Yeni Parti Grup Başkan Vekili. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AKP rozeti takmasının ardından kendisiyle konuştuk ve ilk tepkileri aldık. Ama aynı zamanda Anayasa Mahkemesi önünde bugün Yeni Parti'nin sivil toplum örgütleri ve gazetecilerle birlikte bir eylemi vardı. Anayasa Mahkemesi'ne seslendiler. Bu sansür düzenlemesini bir an önce iptal edin. Bunları konuştuk. Teşekkür ediyorum geldiğiniz, katıldığınız için. T24'ün...
Gökhan Günaydın: Seyircilerimize teşekkür... Geçmiş olsun T24'e. Tüm izleyicilere çok selamlar.