Yeni Parti'den AKP Hükümetine Sert Sözler: Ekonomik Kriz, Fon Skandalı Ve Mekke Anlaşması
Yeni Parti Grup Başkanvekili Doç. Dr. Gökhan Günaydın, Bursa'da partisinin il binasında düzenlediği basın toplantısında Türkiye'nin ve dünyanın gündemini sarsan gelişmeleri değerlendirdi. ABD seçimlerinin Türkiye'ye olası etkilerinden, Meclis'te görüşülen Mekke Anlaşması'na, derinleşen ekonomik krizden milyarlarca liralık fon skandalına kadar birçok konuda AKP hükümetine sert eleştiriler yönelten Günaydın, Türkiye'nin liyakate dayalı yeni bir adalet ve yönetim düzenine ihtiyacı olduğunu vurguladı.
"AMERİKAN BAŞKANINDAN MEŞRUİYET DİLENİRSEN, BİR GÜN O MEŞRUİYETİ KAYBEDEBİLİR"
Günaydın, ABD'deki kongre seçimlerinde Cumhuriyetçilerin tarihi bir hezimet yaşadığını belirterek, topal ördek konumuna düşen Donald Trump'ın politikalarının Amerikan halkı tarafından reddedildiğini ifade etti. Türkiye'nin F-35 ve S-400 krizlerindeki çözümsüzlüğüne değinen Doç. Dr. Gökhan Günaydın, AKP'nin dış politikadaki kişisel ilişkilere dayalı tutumunu eleştirerek meşruiyetin dışarıdan değil, halktan alınması gerektiğini savundu.
"TÜRK ASKERİ BİR İHRAÇ MALI MIDIR Kİ ARAPLARI KORUMAYA GÖNDERECEĞİZ?"
TBMM gündeminde olan ve Türk askerinin Suudi Arabistan'a gönderilmesini öngördüğünü belirttiği Mekke Anlaşması'na şiddetle karşı çıktıklarını belirten Günaydın, bu projenin ardında Trump ve Netanyahu'nun bölgesel çıkarlarının yattığını iddia etti. Tüm milletvekillerine seslenerek, Türkiye'nin Ortadoğu'da yeni maceralara sürüklenmemesi için bu tasarıya "hayır" demeleri çağrısında bulundu.
"BU BİR ORGANİZE SOYGUNDUR"
Türkiye'nin içinde bulunduğu derin ekonomik krizin ve yoksulluğun altını çizen Günaydın, 450 bin yatırımcının 850 milyar lirasının buharlaştığı devasa fon skandalını gündeme taşıdı. İktidar mensuplarının ve bürokratların da adının karıştığı bu durumu sıradan bir yolsuzluk değil, "organize bir soygun" olarak nitelendiren Günaydın, SPK ve Borsa İstanbul'daki liyakatsiz atamaların bu düzenin önünü açtığını ifade etti.
💬 YENİ Parti Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın'ın konuşması;Bugün Osmangazi Belediyemizin Sakarya Mahallesi'nde yaptığı bir kapalı pazar alanının açılışını gerçekleştirdik. Bugün de saat 14.00'te Yeni Partimizin il binasında Bursa kamuoyuna ve aslında Türkiye kamuoyuna seslenmek istiyoruz. Yoğun ilgi gösteren Bursa basınına ve sizlere çok teşekkür ederim.
Türkiye giderek kendi içine, kendi kabuğuna dönen bir memleket haline geldi. Ama dış alandaki, dış politikadaki gelişmeler son derece önemli. Bugün itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan seçim sonuçlarını almış bulunuyoruz. Amerika seçim sonuçları yalnızca Amerika'yı değil dünyayı ilgilendiriyor ve dolayısıyla Türkiye'yi de ilgilendiriyor. Biliyorsunuz Trump ikinci döneminde 2 yılını geride bıraktı ve en son kongre seçimleri de bugün tamamlandı. Sonuçları, resmi olmayan sonuçları aldık. Kongre; Temsilciler Meclisi ve Senato olmak üzere iki ayrı parlamentodan oluşuyor. Ve görülen o ki Cumhuriyetçiler yani Trump'ın partisi tarihi bir hezimet aldı. Üstelik de Teksas gibi, Kansas gibi Cumhuriyetçilerin kendi evi saydığı bölgelerde, örneğin Kansas'ta 94 yıl sonra Cumhuriyetçiler kaybetti. Texas'ta 88 yılından bu yana ilk kez kaybetti.
Bütün bu tablodan Trump şöyle sıyrılmaya çalışıyor: "Pusulalarda benim fotoğrafım ve benim ismim yoktu. Eğer ben olsaydım bu seçimi kazanırdım" diyor. Gerçek böyle mi? Gerçek tam tersine arkadaşlar. Her eyalette oradan aday olan Temsilciler Meclisi üyesi ve senato üyesinin fotoğrafı vardı pusulada. Ama gerçekte Amerikan halkı Trump'ın politikalarını oyladı ve 2 yıl sonra Trump'a verilen çok büyük bir güvensizlik önergesi olarak kayda geçti.
Peki Amerikan halkı neden şikayet ediyor? Bunu nasıl yorumlayabiliriz? Yanı başımızdaki İran savaşı ve hemen üzerimizdeki Rusya-Ukrayna savaşı bunun en temel göstergeleridir. Trump'ın adeta tüm NATO ile birlikte, bütün Amerikan kuvvetleri ile beraber aylarca bomba yağdırdığı İran'da ne operasyonel bir sonuç alınabildi ne de bunun dünyaya bir iyilik getirdiğini iddia edebilen hiç kimse yok. Bölge yanıyor ama bu yangından Amerikan halkı da nasibini aldı. Gıda fiyatları ve petrol fiyatları son yıllarda görülmemiş ölçüde arttı. Ve Amerikan vatandaşı diyor ki, "Sen Amerikan askerini savaşlardan çekecek ve Amerika'nın eksik yatırımlarını tamamlayacağını söylüyordun. Oysa tam tersi oldu. Bak biz daha pahalı petrol, daha pahalı gıdaya para ödemek zorunda kalıyoruz" diyor. Birinci büyük itiraz buydu.
İkinci büyük itiraz da, Trump'ın aslında kurumsallaşmış bir demokrasisi olan Amerika'nın yerleşik içtihatlarını yerle bir ederek adeta bir tüccar diplomasisi ile Amerika'yı ve dünyayı yönetmesine "hayır" dedi Amerikan vatandaşı. Bu ikisi son derece önemliydi. Bu andan itibaren arkadaşlar, hem kongrede hem de başkanlıkta topal ördek konumuna düşmüş bir Trump'tan söz ediyoruz. Topal ördek konumunun kongre açısından önemi ne? Çünkü seçilen üyeler 3 Ocak'ta göreve başlayacaklar. Bu tarihe kadar Cumhuriyetçilerden oluşan Senato ve Temsilciler Meclisi görevine devam edecek ama 2 ay sonra görevi devredecek olanların önemli kararlara imza atabilmeleri mümkün değil. Bu nedenle onlar topal ördekler. Trump ise artık yasama organındaki gücünü tamamen kaybetmiş ve demokratlarla beraber çalışmak zorunda kalan bir başkan niteliği ile geriye kalan iki yılını dolduracak. O nedenle de Trump topal ördek.
Bunun Türkiye'ye yansımaları nasıl olabilir? Arkadaşlar biliyorsunuz bir NATO toplantısı olmuştu Türkiye'de. Bu NATO toplantısında Trump ve Erdoğan birbirlerine övgüler dizmişlerdi ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılacağı söyleniyordu. Bu ne anlama geliyor? Yani parasını verdiğimiz F-35'leri bu memlekete vermiyorlardı. "Dediler ki bu yaptırımları kaldıracağız ve bunları alacaksınız. F-16'nın reorganizasyonları, sorunları ortadan kalkacak." NATO toplantısından bu yana 5 ay geçti ve bu 5 ay süresi içerisinde kongrede demokratlar egemendi. Buna rağmen Trump bir karar aldırmadı. CAATSA yaptırımları kalkmadı.
Şimdi Cumhuriyetçilerin egemen olduğu kongrede demokratlar egemen. Yani Trump'ın partisinin karşısındaki partiden seçilen üyeler oradan egemen iken, Trump'ın CAATSA yaptırımlarını kaldırabilmesi düne oranda çok daha fazla zor görünüyor. Bu şu demek: Türkiye parasını ödediği F-35'leri alamama durumu ile karşı karşıya kalmaya devam edecek. Tabii Rusya'dan aldıkları S-400'ü "ha şu gün ha bugün bir yerlere satıyoruz, veriyoruz" sözleri altında, S-400'ler ambalajından çıkmamış, 2.5 milyar dolar harcanmış bir savaş aygıtı olarak orada durmaya devam ediyor.
Buradan AKP'nin ve Erdoğan'ın çıkartması gereken dersler var. Çok açıkça söyleyeyim sevgili arkadaşlar. Artık Amerikan halkından aldığı onayı kaybetmiş, Trump'tan meşruiyet dilenen bir hükümetin daha fazla bu dış desteğe dayanabilmesi mümkün değildir. Demek ki meşruiyeti kendi halkından alacaksın. Amerika'nın başkanından meşruiyet dilenirsen Amerikan başkanının kendisi bir gün o meşruiyeti kaybedebilir. En önemli saptama budur.
İkincisi, anlaşılıyor ki ve bir kere daha görülüyor ki, uluslararası ilişkiler kişisel ilişkilerle yürümez, kurumsal ilişkilerle yürür. Erdoğan'ın altına sandalyeyi sürdü, sürmedi tartışmaları bizi nereye getirdi? Elde hiçbir şey kalmayan boş hamasetle birlikte adeta meşruiyetini de sorgular hale getirmiş bir yapıyla karşı karşıyayız.
Üçüncü ve en önemli söyleyeceğim konu da şudur arkadaşlar. Tarihin cilvesine bakınız ki Amerikan başkanının tarihi bir yenilgi aldığı dönemde yani bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Mekke Anlaşması'nın onaylanması görüşülüyor. Mekke Anlaşması nedir? Bize diyorlar ki; Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve Mısır bir araya geleceksiniz ve birbirinizle bir anlaşma imzalayacaksınız. Mısır diyor ki, "Ben böyle bir anlaşma imzalamam." Mısır irade koyuyor ve bu anlaşmaya girmiyor. Geriye kalıyor Pakistan, Arabistan, Türkiye.
Ne yapacakmışız? Arabistan'la Husiler arasında sorun var. Husileri İranlılar yönlendiriyor. Husiler Suudi Arabistan'a saldırıyor. Biz Türk askerini Arabistan'a gönderecekmişiz ve Husilere karşı Arapları savunacakmış Türkiye. Arkadaşlar böyle bir anlaşmada Türkiye Cumhuriyeti'nin bir gram yararı var mıdır? Jeopolitik, stratejik bir önceliğimiz olabilir mi böyle bir anlaşmada? Türk askeri bir ihraç malı mıdır ki Arapları korumaya göndereceğiz o bölgeye? Peki kim istemişti bunu? Açıkça söyleyelim. Altını çize çize söyleyelim. Bu anlaşmanın talepleri Trump ve Netanyahu'dur. ABD'nin başkanı ve İsrail'in başkanıdır.
Amerika'nın başkanı bugün ağır bir yenilgi aldı. Biliyorsunuz Netanyahu da İsrail'de aynı benzer yenilgiyi yani tek başına iktidar olamama durumunu geçenlerde görmüştü. Bununla yüz yüze gelmişti. Peki bütün bu tablo nereye doğru götürüyor Türkiye'yi? Türkiye'yi Amerika'nın İran operasyonlarının bir aparatı haline getirmeye çalışıyorlar.
Ben buradan meclise sesleniyorum. Mecliste 600 milletvekili var. Çeşitli partilere dağılmış 600 milletvekili. Yeni Parti'nin Mekke Anlaşması'ndaki tavrı son derece açıktır. Ulusal yararımızla, önceliğimizle asla örtüşmeyen bu anlaşmaya Yeni Parti imza atmayacak. DEM de bu anlaşmaya imza atmayacağını söyledi. Bunu da son derece açık bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde deklare ettiler.
Ben şimdi 600 milletvekilinin tamamına, hangi siyasal partide olursa olsun fark etmeksizin tamamına seslenmek istiyorum: Memleketi ve askerimizi yeni maceralara, tehditlere sürüklemeyin ve bu anlaşmaya hayır deyin. Amerika'nın piyonu olmaktan vazgeçin. Otomatik el kaldırmaktan, indirmekten vazgeçin. Memleketin yararını, halkın geleceğini düşünün ve buna hayır deyin. Biz bu çağrımızı Bursa'dan Türkiye'ye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne yapmış olalım.
O kadar aceleleri var ki, bugün Kızılay Kanunu görüşülüyordu, 4. maddede kalmıştı. Onu geri çekip Mekke Anlaşması'nı koyuyorlar ki bir an evvel çıkartalım. Bakın bu bir kere daha söylüyorum, kara mizahtır. Tarihin cilvesidir. Trump'ın kaybettiği gün Trump'ın talimatını uygulamaya çalışmayın. Memleketin milletvekili olun.
Gelelim ikinci önemli konumuza. Değerli arkadaşlar, Türkiye'de ciddi iktisadi sorunlar ile karşı karşıyayız. Aşağı yukarı 8 yıldır sürekli bir iktisadi kriz ortamı var. Dünyada 220 civarında ülke var. Enflasyonda dünya 5'incisi bu memleket. Gıda enflasyonunda dünya 4'üncüsü bu memleket. Dünyanın 20 büyük ekonomisi iken en az 30 milyon insan açlık sınırının altında bu memlekette. 38.000 TL açlık sınırına dayanmış. 38.000 TL olarak belirleniyor açlık sınırı. Biliyorsunuz ortalama emekli aylığı 24-25.000 TL civarında. Asgari ücret 28.000 TL. 11 milyon, geniş tanımlı işsizlik kategorisine göre işsiz. Dolayısıyla buralarda çorba zor kaynıyor.
Peki bütün bu yapının üzerine Türkiye ne ile karşılaştı? Bir organize soygun ile karşılaştı. Fon skandalı sadece bir takım hırsızların yapabileceği bir iş değil, organize bir soygundur. Bu soygunun gerçekleşebilmesi için firmalar bulunmuştur. Kanıtladık, teker teker ortaya koyduk. O firmaların tamamının sahipleri, yönetim kurulu başkanları, üyeleri AKP'liler. Aracı firmalar var, tepesinden en altına kadar. Onların kimisi bakan yardımcısı, kimisi eski AKP Gençlik Kolları Başkanları ve nihayetinde de denetleyici kuruluşlar. Devlet Denetleme Kurulu'ndan BDDK'sına kadar, SPK'sına kadar alayı, üzülerek ifade ediyorum ki bu soygunun göz göre göre gelmesine seyirci kalmışlar ve yine gönlüm el vermiyor ama söylemek zorundayım ki aslında işbirliği yapmışlar.
Tablo çok açık. Hamasete gelince diyorlar ki, "Ucu nereye dokunursa dokunsun sonuna kadar gideceğiz." Peki neymiş sonuna kadar gidilecek mesele arkadaşlar? Tabloyu koyalım. 450.000 yatırımcının 850 milyar lirası iç edildi. Bazılarının cebine girdi. Kimlerin cebine girdi? Fatma Betül Sayan Kaya 163 milyon lira koydu, 2 milyar lira ile çıktı. Soralım: Bundan 15 yıl evvel yurt dışına öğrenci olarak gitmek için İBB bursuna muhtaç olan Fatma Betül Sayan Kaya buraya 163 milyon lira koyacak parayı nereden buldu? Sonra vatandaş 17 Eylül'de bu skandalın patlayacağını bilmediği için parasını zamanında çekemezken, Fatma Betül Sayan Kaya ve kocası o parayı tam zamanında nasıl çekti?
Bugün bir Sağlık Bakanlığı bürokratı 20 milyar lira ile birlikte yurt dışına kaçmış. Hepimiz bu memlekette yaşıyoruz, biliyoruz ki 20 milyar lirayı bir kişiye ve bir bürokrata yedirmezler. Bu Sağlık Bakanlığı bürokratı kimin adamıydı? Kimin çantacısıydı? Herkesin bildiği sır değil mi? Konuşmaya geldi mi atıyorsunuz, tutuyorsunuz ama tablo ile yüzleşebilen, utanabilen, özür dileyen hiç kimse yok. Arkadaşlar rakam için bir şey söyleyeyim. Banker Kastelli skandalında 150 milyar lira dolandırılmıştı memleket. Şimdi 850 milyar lira. Yani Kastelli'nin 6 katı bir dolandırıcılık var orta yerde. Kastelli intihar etti. Bunlarda, bu arsızlarda utanan yok, istifa eden yok, özür dileyen yok.
Dolayısıyla tablo bu kadar açıktır. Peki bununla sınırlı mı iktisadi sorun? Borsada sevgili arkadaşlar 17 Eylül'den bu yana kayıp 7 trilyon lirayı aşmıştır. Dolayısıyla bu meselenin Türkiye ekonomisine verdiği zarar 170-180 milyar dolardır. 170-180 milyar dolar hiç kimsenin hayal edemeyeceği kadar çok büyük paradır. Karşılaştırma olsun diye söylüyorum. 6 Şubat 2023 yılında Türkiye'de 11 ili yıkan o büyük depremde ev ve iş yerlerinin yıkılanlarının yeniden yapılması için Türkiye'nin 100 milyar dolara ihtiyacı vardır. Sadece bu skandalda 180 milyar dolar civarında para kaybedilmiştir.
Peki bir kere daha buraya vurgu yapmak istiyorum. Cumhurbaşkanı dahil olmak üzere AKP'li yetkililer çıkınca diyorlar ki "Ucu nereye varırsa varsın mutlaka üzerlerine gideceğiz, hesap soracağız." Ben rakam veriyorum. Rakam çok açık bir rakam veriyorum. Bu işten 100 milyon liranın üzerinde para kazanan, birkaç ayda 100 milyon lira arkadaşlar, dile kolay, para kazanan 141 kişi var. 73 tane de şirket var. Hadi açıklasanıza bunları. Niye açıklamıyorsunuz? Niye açıklayamıyorsunuz? 1 Eylül - 15 Eylül tarihleri arasında 400 küsur milyar lirayı alarak dışarıya giden 411 tane AKP'li elit var. Niye açıklayamıyorsunuz bu rakamları? Açıklayın. İçinde Yeni Partili varsa da açıklayın, CHP'li varsa da açıklayın. Hangi partiden olursa olsun açıklayın. Zaten bizden birileri olsaydı 8 sütuna manşet yapardınız. Hiç mi utanmıyorsunuz?
1 milyon liraya kadar paralarını iade edeceğiz dediniz. Arkadaşlar burada iki tür insan var. Birisi 5 milyar, 10 milyar, 20 milyar lira para alıp kaçanlar. Biri de içeride 70.000 lirasını, 100.000 lirasını, 150.000 lirasını, 500.000 lirasını kaptırıp da intiharın eşiğine gelenler, yazıyor. Adam, "Bana 700.000 TL kaptırdım" diyor. "İntiharın eşiğindeyim, eşimle boşanma aşamasındayım." Ne dediniz? "1 milyon liraya kadar olanların tamamını ödeyeceğiz" dediniz. Kaç para ödediniz? Adam başına ödediğiniz en fazla para 250.000 TL. Niye? Çünkü finanse edemiyorsunuz. Sebep ne? Tövbe hesabı açmışsınız. Tövbe hesabı. Utanmazlığın sınırına bakın. Tövbe hesabı! Yani adam parayı almış kaçmış, diyorsun ki adama, "Ben senin için bir hesap açtım. Getir o parayı oraya yatır." Yatıran kaç kişi bugüne kadar? Bugüne kadar yatırılan toplam para 30 milyar lira. 30 milyar lira! Oysa bir kere daha söyleyeyim ki sadece 1 ile 15 Eylül tarihleri arasında 400 milyar lirayı alıp kaçtı seninkiler. Yani vatandaşın parasını ödemenin yolu, AKP'li hırsızların yakasından yapışıp o parayı zorla ödetmektir. Ve bu hırsızlığı yapanın cezasız kalmamasını sağlamaktır.
Bu rakamlardan bahsederken Türkiye Büyük Millet Meclisi işçinin, emekçinin, emeklinin yararına çalışmak yerine biraz evvel ifade ettiğim gibi Suudi Arabistan'a Husilerle olan kavgasında Türk askerini göndermek üzere mesai yapıyor. Şu anda 2027 yılı bütçesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Plan Bütçe Komisyonunda görüşülüyor. Plan Bütçe Komisyonunda arkadaşlarımızı görevlendirdik, nöbetçilerimizi yazdık. Her bakanlığın bütçesinde arkadaşlarımız hakkıyla hem olanı deşifre ediyorlar hem de olması gerekeni anlatıyorlar. Aralık ayının ortasında bütçe Genel Kurula inecek. Geçen sene yaptığımız gibi bu sene de bütçeyi hak ettiği gibi karşılayacağız.
Geçen sene 2 trilyon 740 milyar lira faize para konulmuştu. Bu sene 3,5 trilyon lira faize para konuluyor. Yani bu bütçeden emekçinin, halkın, öğrencinin, gencin alacağı bir pay yok. Ama iç ve dış finans kesimlerine buradan büyük paralar aktarıyorlar. Dolayısıyla Yeni Parti olarak biz yalnızca bu bütçeyi eleştirmekle kalmayacağız. Türkiye'de bütçenin nasıl yapılması gerektiğini; tarımda, sanayide, hizmetler sektöründe, madencilikte politikaların ne olması gerektiğini de gösteren bir bütçe dönemini hep beraber yaşamaya gayret edeceğiz.
İkinci soru, kent uzlaşısı meselesi. Evet partinin açıklamasını ben de gördüm. Onlar şunu söylüyorlar: "Biz Mersin, İstanbul gibi yerlerde kendi partimizin logosu altında bir grup kuracağız." Bu da en doğal haklarıdır. Bizim buna itirazımız yok. Ama söyledikleri şudur: "Seçildiğimiz irade doğrultusunda çalışacağız." Bu ne demek? Yani AKP'ye teslim olmaya niyetimiz yok demek. Ben Türkiye'de nereden seçilirse seçilsin iktidar blokunun yaptığı yanlış politikalara hayır demenin son derece meşru ve kıymetli olduğunu düşünüyorum. Yoksa herkesin müktesebatı farklıdır. Herkes bir olmak zorunda değil ama memleketin ortak geleceğini kurmak için de ortak bir çabanın içerisinde olma gerekiyor. Kendi adıma ve Yeni Parti'nin de zaten açıklaması bu yönde. Bu gelişmeyi biz yanlış bir gelişme olarak okumuyoruz, kendi tercihleridir.
Üçüncü soru, fon meselesi. Şimdi genel başkanımdan farklı düşünmem. Ama ayrıntısını şöyle biraz daha açmak isterim. Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı'nı kim atıyor? Recep Tayyip Erdoğan atıyor değil mi? Kimi atamıştı 2018-2022 yılları arasında? Ali Fuat Taşkesenlioğlu'nu atamıştı değil mi? Onun kardeşi kimdi? Zehra Taşkesenlioğlu, aynı dönemde görev yaptılar. Birisi SPK başkanı, birisi milletvekili. Sonra mal varlıklarına baktık. Burada Afrika'da madeni olan kimse var mı arkadaşlar? İngiltere'de AVM'si olan kimse var mı? 2,5 kilo altını bir yerlerde depolayan kimse var mı? Tabii Allah bizi vermeyerek sınıyor ama onları Allah vererek sınıyor, değil mi? Bir de utanmadan böyle söylüyorlar.
Ali Fuat Taşkesenlioğlu'nu oraya kim atadı? Recep Tayyip Erdoğan atadı. Bunlar hakkında bugüne kadar herhangi bir işlem yapıldı mı? Yapılmadı, değil mi? Oysa hepimiz biliyoruz ki bu mal varlığı normal çalışarak yapılabilecek bir mal varlığı değil. Haklarında dünya kadar şikayet var. Ve bunlar da açıkça ortaya konuldu. Örneğin bir şirketin borsaya kotasyonu yasaklanmış, adam diyorlar ki "Sorun yok. Getir parayı hallederiz." Ve böylece o paralar böyle oluşuyor. Sonraki dönemde kime atanmışlar? İbrahim Ömer Gönül. Bu kim? Eski Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül'ün oğlu. O da 2022 arasında görev yapmış. Peki bu görev sırasında ne olmuş? Sizin buradan, Bursa'dan bir şirket diyor ki "Ben şirketimi halka arz etmek istiyorum" diyor. Onlar da diyorlar ki "Kolay yaparız sorun değil. 600.000 dolar bunun rüşveti. Getir parayı halka arz edelim." Şimdi İbrahim Gönül hakkında suç duyurusu yapıldı ve hakkında soruşturma sürüyor.
Ondan sonra kimi atamış? Onun yardımcısı Mahmut Sütcü'yü atamış. Mahmut Sütcü de istifa etmiş gitmiş. Bunları ben atamadığıma göre, bu atayanın bunlardaki payını ve sorumluluğunu görmek lazım. En garip olanı söyleyeyim size arkadaşlar: Borsa İstanbul, değil mi? Bu işin göbeği, bu işin merkezi. Borsa İstanbul'un yönetim kurulunda kimler var bakalım? 1. Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, Borsa İstanbul'un Yönetim Kurulu üyesi. Yetmiyor! 2. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Borsa İstanbul'un Yönetim Kurulu üyesi. 3. Cumhurbaşkanlığı İletişim Danışmanı, Borsa İstanbul'un üyesi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Danışmanı borsacılıktan ne anlar ve neden Borsa İstanbul'un yönetiminde? Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri yani bürokrasinin bir numarası, niye Borsa İstanbul'un yönetiminde? Çünkü orası bir arpalık. O arpalıktan arpalarını alacaklar. Üzülerek ifade ediyorum, sadece aldıkları maaş değil, başka işler de yapacaklar. Bu yapı son derece yanlıştır.
Bu yapının üzerine bir tüy dikiyorlar arkadaşlar. Diyorlar ki Devlet Denetleme Kurulu Başkanına, "E sen git Borsa İstanbul'u denetle." Arkadaşlar, Devlet Denetleme Kurulu Başkanı kendisinin de yönetim kurulu üyesi olarak altında imzasının bulunduğu Borsa İstanbul işlemlerini nasıl denetleyecek? Bu mantıklıdır diyen kimse var mı? Bunların hepsini Recep Tayyip Erdoğan yapıyor. Bunların hepsini bu memleketin 2017 anayasasıyla kurulmuş olan tek adam rejimi yapıyor. Dolayısıyla skandalı ve hırsızlığı sahipsiz olarak görmüyoruz, bunu da açıkça ifade ederim.
2028'de değil, 2028'in Mayıs'ında en geç cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimi var. Ondan 1 yıl sonra 2029'da yerel seçimler var. Dolayısıyla o günleri görelim. Bu ülke için en iyisini yaparız. Daha önemli bir şey var. Türkiye'de adaletin yeniden tesis edilebilmesi için, adaletin tarafsız ve bağımsız çalışabilmesi için yeni bir düzenin kurulması gerekiyor. O düzen şöyle bir düzen olacak, buradan herkese garanti ediyorum: Adam AKP'nin bilmem ne ilinin yönetim kurulu üyesi. Bir uyduruk sınava giriyor, hakim oluyor, savcı oluyor ve karşınıza cübbesini giymiş olarak çıkıyor. Ondan adalet beklemeniz mümkün müdür? Hayır. Adalet Bakanı olan zat Bursa'ya gelse herhangi bir yeri ziyaret etmeden evvel Bursa AKP İl Başkanlığını ziyaret ediyor. Ondan sonra faaliyetlerine geçiyor. Ondan adalet beklemek mümkün müdür?
Genel başkanımız grup toplantısında değindi ama adıyla olanlar daha amatör olanlar, çantacılarla olanlar daha profesyonel olanlar. Hepsinin ipini çekiyoruz. Dolayısıyla şunun biz garantisini veriyoruz. Yeni Parti iktidarında kürsüde bir tane Yeni Partili hakim, savcı olmayacak arkadaşlar.
Delege hiç kimsenin seçilmesi için oy kullanmıyor. Delegeleri seçiyoruz biz. Çünkü delegeyi seçmek Siyasi Partiler Kanunu uyarınca bir zorunluluk. Ancak ne ilçe başkanlığı delege seçti, ne il başkanını delege seçti, ne de genel başkanı delege seçecek. Bunların tamamını üye seçiyor. İlçe başkanının üyeliği nasıl seçiliyor? İlçe başkanı nasıl seçiliyor? Üyeler oy kullanacak. Biz ne zaman parti kurduk? 24 Mayıs'ta genel merkezimize polis girdi. 24 Temmuz'da partimizi kurduk. An itibarıyla 8.000 üyemiz var. 800.000 üyenin ilçelere, illere düşen payları var. Eskiden şöyle bir şey vardı: Biz gidiyoruz üyelik formumuzu veriyoruz. İlçe başkanı bizi üye yapmıyor. İl başkanı sümen altı yapıyor. Genel merkez engelliyor. Arkadaşlar dijital ortamda herkes üye olabiliyor. Hiç kimse seni engelleyemez. Seçilen toplanan üyeler, belirli tarihe kadar üye olanların tamamı ilçe başkanlığı seçti mi? Seçti. Belirli tarihe kadar üye olanların tamamı il başkanlığı seçti mi? Seçti. Genel başkanı kim seçecek? Pazar günü seçeceğiz. 8 Kasım'da kim seçecek? 5 Kasım'a kadar üye olan ve an itibarıyla 800.000'i geçmiş olan toplam üye seçecek. Delege nerede insan seçiyor? Delege hiç kimseyi seçmiyor. Dolayısıyla genel başkandan il başkanına, ilçe başkanına kadar üyenin rızasını alamayan bir insanın artık yönetici olabilmesi bizim partimizde mümkün değil. Bunu ifade etmek isterim.
Önce Cumhuriyet Halk Partisi'nden başlayayım. Bir partinin iktidarda ne yapacağını programdan okursunuz. Bizim en son programımız 20 yıl evvel yapılmış bir programdı. 2025 yılında biz programımızı yeniledik. Yeni Parti'ye o programın da daha rafine halini aktardık. Şimdi ister tarım deyin, ister sanayi deyin, ister turizm deyin, ister madencilik deyin... Bunların tamamının 10 önceliği raporlanmış şeklinde. Yani ben geldiğim zaman bunu 100 günde mi yaparım, 50 günde mi yaparım, 300 günde mi yaparım, bir iktidar döneminde mi yaparım? Ama madencilikteki 100 önerim budur. Siyasetteki 100 önerim budur. Ekonomideki önceliklerim bunlar. Bunların tamamı belirlenmiş durumda. Şunu da ifade edeyim; biz Erdoğan'a aktarılan yetkilerin demokrasiyle uzlaşması olduğunu düşünüyoruz. Çünkü 2017 anayasası...
















